KARADENİZ BÖLGE CEZA İNFAZ KURUMLARI HAK İHLAL RAPORU

73
  1. GİRİŞ

Kurumumuza aileler ve avukatların tarafından yapılan başvurular, mahpusların mektup ve faks yoluyla iletmiş oldukları hak ihlallerinin tespiti amacıyla 10-11-12-13 Kasım 2020 tarihlerinde Rize/Kalkandere L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Trabzon/Beşikdüzü T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Giresun/Espiye L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Ordu E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Samsun/Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna ,Merkezi Hapishane Komisyonumuzun Avukatları tarafından ziyaretler gerçekleştirilmiştir.

  • MAHPUSLARIN BEYANLARI VE GÖZLEMLER SONUCUNDA YAPILAN TESPİTLER

Mahpuslar ile yapılan görüşmeler sonucunda ziyaret edilen tüm Ceza İnfaz Kurumlarında mahpuslar tarafından çok çeşitli hak ihlallari yapıldığı yönünde iddialarda bulunulmuştur. Heyetimizin ziyaret esnasındaki izlenimleri ve mahpuslar tarafından aktarılan sorunlar özetle şu şekildedir:

Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

  • Pandemi döneminin başlangıcında hijyen malzemeleri verilmiş ancak şu an ayda bir kez 1 lt sıvı sabun ve 1 lt çamaşır suyu verilmekte, maskeler ise yalnızca telefon görüşüne çıkarken verilmektedir.
  • İnfaz Koruma memurları pandemi önlemlerine dikkat etmemekte, koğuşlara bazen iki bazen de 25 kişi girmekte ve maskelerini bazen ellerinde ya da başlarında tutmaktadırlar.
  • Revir çıkışlarında problemler yaşanmakta, hastane sevkleri 6-7 ayı bulmakta, ağır hasta mahpuslarının tedavileri yapılamamaktadır. Ayrıca mahpusların diş tedavileri de yapılamıyor.
  • 28 kişilik bir koğuşta tüm mahpusların tümünün Corona olduğu aktarılmıştır.
  • Yemek çeşitleri çok sınırlı olup, haftada 2-3 kez aynı yemekler verilmektedir.
  • İnfazları 1 yılın altına düşen mahpuslar açık cezaevlerine sevk edilmeyip, denetimli serbestlikten faydalandırılmamaktadır.
  • Mahpusların ailelerine yakın cezaevlerine sevk edilme talepleri kabul edilmemektedir.
  • Adalet Bakanlığınca ücretsiz dağıtılan AYM başvuru formları ücret karşılığında verilmektedir.
  • Mahpusların, tutuklu olduğu davalara ilişkin evrak talepleri karşılanmamaktadır.
  • Kantin fiyatlarının çok yüksek olmasından kaynaklı kantin alışverişi yapılamamaktadır.
  • Kantinden alınan eşyalar geri alınmış, çek-paslara el konulmuş, çamaşır iplerinin yasak denilerek alınmış ve radyolar toplatılmıştır.
  • Başta Yeni Yaşam Gazetesi olmak üzere muhalif gazeteler verilmemekte yalnızca Cumhuriyet gazetesi satılmakta, televizyonda idarenin belirlediği kanallar izlenebilmektedir.
  • Yasak kararı olmayan kitaplar, içinde geçen bir kelime dahi sakıncalı bulunarak verilmemektedir. Örneğin İsmail Saymaz’ın Esas Duruşta Ziyaret kitabı içinde geçen bir kelimenin gerekçe gösterilerek verilmemiştir.
  • Mahpusların Kürtçe yazdıkları mektuplar gönderilmiyor, kendilerine gelen Kürtçe mektupların verilmiyor, ayrıca kurumlara yazdıkları mektuplar da iletilmiyor.
  • Pandemi başlangıcında mahpuslara aileleriyle görüntülü görüşme imkanı sağlanacağı söylenmiş ancak bu imkan sağlanmamıştır. Mahpuslar ailelerinden uzak olmaları nedeniyle aile görüşlerini yapamıyorlar.
  • 14 kişinin kalabileceği koğuşlarda 28 kişi barındırılıyor, bu sayı bazen bu sayı 38’e kadar çıkıyor.
  • Koğuşlarda çok fazla böcek olmasına rağmen ilaçlama yapılmamaktadır.
  • Kemal Yiğit adlı mahpus, 8 Ocak 2019 Urfa Cezaevinden Rize Kalkandere Cezaevine sevk edilmiş, önce Trabzon’da tutulmuş, burada çıplak aramayı kabul etmediği için şiddete maruz kalmış ve darp raporu alamamıştır, Rize Kalkandere’ye getirildiğinde yine çıplak arama uygulamasını kabul etmediği için işkenceye maruz bırakılmış, ağır yaralanınca hastaneye kaldırılmış, hastanede 5 kaburga kemiğinin kırıldığı ve akciğerinde sönme olduğu tespit edilmiş, iki gün hastanede yattıktan sonra cezaevine geri götürülmüş, fenalaşınca tekrar hastaneye kaldırılmıştır. 16 Ocak 2019’da gördüğü işkenceleri rapor haline getirerek İnsan Hakları Derneği’ne göndermiş ancak iletilmemiş, bir başvuru daha yapmış ancak bu da kuruma ulaştırılmamış, sebebini sorduğunda da İnsan Hakları Derneği’ne gönderilen dilekçeler de “Yalan beyanlarda bulunduğun için bu dilekçelerin verilmedi!” denilmiştir.
  • Murat Bakudan adlı mahpus, başka mahpuslarla birlikte Urfa’dan Rize L Tipi Cezaevine 3 günlük sevkle getirilmiş, açlık grevinde olmalarına rağmen su dahi verilmemiş; ring aracında toplam 7 kişi bazıları ayakta, bazıları ise oturur vaziyette yolculuk yapmak zorunda bırakılmış, ring aracında iken nefes dahi alamamışlar, sevk edilirken önce Trabzon’da infaz koruma memurları tarafından işkence görmüşler, çıplak aramaya maruz bırakılmışler, vücutlarının birçok yerinde özellikle de yüz kısmında ekimozlar oluşmuş, Rize L Tipi Cezaevine getirildiklerinde yine işkence ve kötü muamele maruz kalmışlar, darp raporu almışlar ve suç duyurusunda bulunmuşlardır.

Trabzon/Beşikdüzü T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

  • 7 Ocak 2020 tarihinde sevk edilerek getirilen 4 mahpusa hapishanenin girişinde çıplak arama dayatılmış, bunu kabul etmediklerinde işkenceler yapılmış, kaba dayak atılmış, sonrasında dört mahpus hücreye konulmuş, Ocak ayında olmalarına rağmen ayakkabıları, kıyafetleri ve battaniye verilmemiş, 1 gün boyunca bu şekilde soğuk hücrelerde bekletilmişlerdir.
  • İç Posta olarak adlandırılan, mahpusların hapishanane içerisinde birbirleriyle mektuplaşmaları yasaklanmış, bu yasağa karşı yaptıkları başvurulara cevap alamamışlardır.
  • Kürtçe kitaplar cezaevine alınmamakta, Kürtçe kitaplar için sürekli çevirmen beklendiği söylenmektedir. Bir mahpusa Kürtçe şiir kitabı gönderilmiş ancak kitap içinde bir kelime sakıncalı bulunarak verilmemiş, kitabın çevirisi için mahpusun bilgisi dışında tercüman tutulmuş ve mahpustan bunun için yüksek bir ücre talep edilmiştir.
  • Yeni Yaşam,Evrensel, Birgün gazeteleri mahpuslara verilmemektedir. Mahpusların kantinden aldıkları radyolar toplatılmıştır.
  • Ücretsiz verilmesi gereken AYM formaları mahpuslara ücret karşılığı verilmektedir.
  • Ağır hasta mahpuslar tedavi edilmemekte, tek başına yaşamını devam ettiremeyecek durumdaki mahpuslara ATK tarafından “kendi ihtiyacını karşılayabilir” raporu verilmektedir. Hasta mahpuslar karantina koşullarından dolayı hastaneye gitmek istememekteler.
  • İnfazları 1 yılın altına düşen mahpusların, ilçe cezaevlerine sevk talepleri ve ailelerine yakın sevk talepleri kabul edilmiyor.
  • Mahpusların oda değişimleri yapılmıyor, kurumda kendileriyle birlikte kalmak istemeyen mahpuslar ayrı koğuşa alınmamışlardırdır. Bu durum zaman içinde mahpuslar arasında husumete yol açmaktadır.
  • Sosyal faaliyetler, sohbet, atölye vb. etkinlikler yasaklanmış, yalnıza haftada 1 kez spora çıkartılıyorlar. Ancak spora çıkarılacak mahpus sayısı 10 ile sınırlandırıldığından, geri kalanlar spor hakkından feragat etmek zorunda kalıyorlar.
  • Pandemi sürecinin başlangıcında koğuşta sayımlar kamera ile yapılmış, sonrasında günde 1 kez 5-6 kişilik gardiyan grubu sayım almaktadır.
  • Mahpusların bazıları, haklarında hücre cezası olmamasına rağmen hücrede tutulmaktadır. Sakip Hazman adlı mahpus 11 aydır tek başına bir odada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahsuslarla aynı koşullarda  barındırıldığını, günde sadece 1 saat ve tek başına havalandırmaya çıkarıldığını, 3 ayın sonunda karar istediğini ancak hiçbir kararın tebliğ edilmediğini, Trabzon Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, suç duyurusunun ardından kurum gözetim kurulunca sadece yasa ve yönetmelik çerçevesinde mahpusun tek başına barındırmaya idarece yetkilerinin olduğunu belirten kararın verildiğini, sonrasında infaz hakimliğine itirazda bulunduğu ve reddedildiğini, red kararını AYM’ye taşıdığını ancak AYM’nin de kısa sürede itirazını reddettiği aktarmıştır.
  • Trabzon/Beşikdüzü T Tipi Kapalı Cezaevinde yönetimin 7-8 ay önce değiştiriğini ve yeni yönetimle birlikte artık işkencenin ortadan kalktığı aktarılmıştır.

Giresun/Espiye L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

  • Hapishane girişinde çıplak arama dayatmasını kabul etmeyen mahpuslar işkence ve kötü muameleye maruz kalmakta ve hücrelere konulmaktadırlar.
  • Pandemi başlangıcına kadar sürekli olarak ayakta sayım uygulanmış, kabul etmeyen mahpuslara disiplin cezası verilmiştir.
  • Kapalı görüşler 1 kişi ile sınırlanmış, idare tarafından görüş için dilekçe istenmiş ancak dilekçelerde adı geçen kişiler kabul edilmemektedir.
  • Ailelerinden uzak olan mahpusların, ailelerine yakın cezaevlerine sevk talepleri kabul edilmemektedir.
  • Başta Yeni Yaşam Gazetesi olmak üzere muhalif gazeteler verilmemekte yalnızca Cumhuriyet Gazetesi satılmaktadır.
  • Haftada 1 kez 45 dakika spor hakkı dışında tüm sosyal faaliyetleri yasaklanmıştır.
  • Yemekler besleyicilikten uzaktır. Hastalara diyet yemekleri verilmiyor.
  • Pandemi başlangıcında hijyen malzemeleri yeterli miktarda verilmiş, sonrasında 2-3 ayda bir kez bir kutu sıvı sabun ve çamaşır suyu verilmeye başlanmış, maske yalnızca avukat görüşüne çıktıklarında veriliyor. Maske ve dezenfektanların kantinde satıldığı söylenmiş ancak mahpuslar maddi olanaksızlık nedeniyle alamıyorlar.
  • Kantinde satılan ürünlerin fiyatları aşırı pahalı.
  • Mahpusların Kürtçe yazdıkları mektuplar gönderilmiyor, kendilerine gelen Kürtçe mektuplar verilmiyor.
  • Toplatma yasaklama kararı olmayan kitaplar hakkında idare tarafından yasak listesi oluşturulmuş, kitaplar kütüphanede tutarak mahpuslara verilmiyor, içinde Kürt kelimesi geçen kitaplar yasaklanıyor.
  • Mahpusların sevk edildiklerinde yanlarında getirdikleri defter ve günlükler geri verilmemiştir.
  • Yalnızca Arapça bilen bir mahpusun dilden kaynaklı olarak hiç kimse ile iletişime geçemesi nedeniyle talep edilen gramer kitap talepleri karşılanmamıştır.
  • Mahpuslar, revire çok acil durumlar olmadıkça çıkarılmamakta, hastaneye sevkler yapılmamaktadır. Hasta mahpusların tamamı karantina koğuşlarının kötü olmasından ve tek başına kalamayacaklarından dolayı hastaneye gitmek istemiyorlar. Biri intihara eğilimli olmak üzere ağır psikoloji sorunları olan iki mahpusun tedavisi yapılmıyor. Akciğer kanseri olan bir mahpus, 1 yıldır kontrole götürülmediği için hastalığın son durumunu bilmiyor. Bir mahpusun kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı ve tansiyon hastalığı bulunmakta, ilaçları bittiği için çok zorluk çekmekte. Elinde ve kolunda saçmalar bulunan bir mahpus ameliyat edilmemiş ve kullandığı ilaçların kırımızı reçeteli olmasından kaynaklı ilaçları verilmiyor. Kalp, şeker, tansiyon hastalıkları olan, tek başına ihtiyaçlarını karşılayamayan bir mahpusa ATK tarafından tek başına kalabilir raporu verilmiştir. 

Ordu E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

  • Mahpusların haber alma hakları engellenmekte, televizyonda yalnızca idarenin istediği kanallar izlenebilmekte, Yeni Yaşam Gazetesi, Evrensel, Birgün gazeteleri verilmemektedir.
  • Hapishanesinin eski olmasında kaynaklı sürekli rutubet oluşmakta, sıvalar dölülmekte, onarım ve boyamanın 2 yıldır yapılmamakta, koğuşta haşereler bulunmaktadır.
  • Mahpusların İnsan Hakları Derneği’ne yaptıkları başvurular “Ordu E Tipi Kapalı Cezaevini zarara uğratacak beyanlar içerdiğinden gönderilmeyecek” denilerek yollanmamakta, yabancı ülke elçiliklerine yaptıkları başvurular ve mektuplar da gönderilmemektedir.
  • Karantina odaları olarak bir hücrenin belirlendiği, bu hücrenin aşırı kötü, hijyenden uzak ve çok kirli olduğu, karantina odalarında kalan kişilerin tuvalet ihtiyaçlarını burada giderdiği, içerisinin tuvalet pislikleri ile dolu olduğu, boyasının olmadığı, duvarlarda kan izlerinin olduğu, yerlerde ve duvarda böceklerin gezdiği, karantina hücresi yüzünden hasta mahkumların hastaneye gitmek istemediği aktarılmıştır.
  • Kantinde olan bir malzeme dışarıdan kabul edilmiyor. Defter, kağıt, kalem gibi kırtasiye malzemelerinin kantin dışından girmesi yasak olması nedeniyle mahpuslar bunları yüksek fiyatlara almak zorunda kalıyor ve ayrıca kantinde satılan malzemeler kullanışsız ve dayanıksızdır.
  • Cezası 1 yılın altına düşen mahpusların açık cezaevlerine sevk talepleri kabul edilmiyor.
  • İnfaz süresini tamamlayan iki mahpsus, dosyalarının Yargıtay’da olması ve müddetnameleri hazırlanmadığı için cezaevinde kalmaya devam ediyorlar.
  • İnfaz koruma memurları yalnızca pandemi başlangıcında dikkatli davranmış, daha sonra koğuş aramalarında memurları sayıya dikkat etmeden odalara girmeye başlamışlardır.
  • Hijyen malzemeleri yeteri kadar verilmiyor.
  • Hasta mahpusların hastane sevkleri yapılmıyor.
  • Spor dışında tüm sosyal faaliyetler yasaklanmıştır.
  • 24-25 Ekim 2020 tarihinde kurumun revir kısmında bir kağıt parçasının yakalandığı, kağıdın içinde Bahoz ismi yazdığı ancak kurumun öyle bir kişi olmadığı, kağıdın içinde infaz koruma memurlarının isim ve adreslerinin olduğunu bu sebeple revire çıkan mahpusların kaydına bakıldığı, 17 veya 18 Ekim tarihlerinde ise hasta olmalarından kaynaklı iki mahpusun sadece revire çıktıkları için şüpheli olarak haklarında soruşturma açıldığı ve imza örneği alınacak denilerek bu kişilerin koğuştan alındığı ve başka kurumlara sevk edildikleri aktarılmıştır.

Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

  • Hasta mahpuslar tekli ring araçlarıyla kelepçeli olarak sevk edilmeleri nedeniyle tedavi olamıyor.
    • Yürüyemeyen ve tek başına yaşamını devam ettiremeyen Engin Aydınalp’ın 1 yıl 7 ay kalmasına rağmen infazının geri bırakılması ve ailesine yakın bir cezaevine nakil talebi karşılanmıyor.
    • Ağır hastalıkları olan ve cezaları 1 yılın altına düşen 6 mahpusun, açık cezaevlerine nakil talepleri karşılanmıyor.
    • Ciddi göz sorunları, varis ve fıtık sorunları yaşayan bir mahpus tedavi edilmiyor.
    • Kulak zarı iltihabı olan ameliyat edilmesi gereken bir mahpus tedavi edilmiyor.
    • Hastane tarafından cezaevinde kalamaz raporu verilen bir mahpusa, ATK tarafından cezaevinde kalabilir raporu verilmiştir.
    • Yaşadığı psikolojik hastalıklar nedeniyle ayrı yrı 4 hastanede tedavi gören ve bipolar duygu durum bozukluğu tanısı konulduğunu bir mahpus, kırmızı reçeteli ilaçlar kullanmakta, ailesinden uzak olmasından kaynaklı görüşememesiyle hastalıkları daha da kötüleşmekte.
    • Bağırsaklarından ameliyat olmuş ve aynı zamanda psikolojik rahatsızlıkları olan ayrıca sol sinüslerinde kist tespit edilen bir mahpus MR randevusuna götürülmemiştir.
    • Uzun yıllardır cezaevinde bulunan 25 mahpusun ailelerine yakın cezaevlerine nakil talepleri reddedilmiştir.
  • Kapalı görüşler 1 kişi ile sınırlandırılmış, mahpuslar kapalı görüş haftasına denk gelen telefon görüşünden feragat etmek zorunda bırakılıyorlar.
  • Yeni Yaşam Gazetesinin verilmemekte, televizyonda idarenin belirlediği kanallar izlenebiliyor, Halk TV ve Tele-1 adlı televizyon kanalları yasaklanmıştır.
  • Mahpusların Kürtçe yazdıkları mektuplar gönderilmiyor, kendilerine gelen Kürtçe mektuplar verilmiyor.
  • 22 Eylül’de cezaevine sevk edilen bir mahpusun çırılçıplak bırakıldığı, darp edildiği, darp raporu alamadığı, bazı mahpuslarn başka mahpuslar tarafından darp edildiği koşuşlara atıldığı, bu şekilde başka mahpus darafından darp edilen mahpusun kolunun kırıldığı kendisi tarafından aktarılmıştır.
  • Sıcak su sadece 1.5 saat verilmekte, parası olanlar temiz içme suyuna ulaşmakta, parası olmayanlar paslı ve kirli olan depo suyu içmek zorunda kalmakta.
  • Karantinada kalan kişi tek ise lavabo ve tuvaleti olmayan yerde tutulmakta, mahpsular 2 veya daha fazla ise biraz daha büyük yerde tutulmakta.
  • Semptomlar gösteren mahpuslara test yapılmıyor, talep ettiklerinde 14 gün beklemeleri söyleniyor.
  • MAHPUSLARLA YAPILAN GÖRÜŞMELER

Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

10.11.2020 tarihinde mahpuslarla hak ihlallerine dair görüşmeler yapılmıştır.

Eyyüp Nanto ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Pandemi önlemlerinde ihmallerin bulunduğunu, ilk iki haftada maske, dezenfektan ve çamaşır suyu verildiğini ancak şu an maske ve temizlik malzemesi verilmediğini, ayda bir kez bir litrelik sıvı sabuna benzer bir dezenfektan dağıtıldığını ve 1 litreye yakın çamaşır suyu verildiğini, bu malzemelerinin yeterli olmadığını; Urfa dosyasından tutuklu olduğunu ancak defalarca idareye başvuru yapmasına rağmen dosyasına ilişkin herhangi bir evrağın kendisine verilmediğini bu nedenle hiçbir işlem yapılmadığını, dosyası hakkında diğer mahkumlardan bir şeyler duyduğunu ve dosyasının kendisine verilmesi için İHD tarafından başvuru yapılmasını talep ettiğini” beyan etmiştir.

Faruk Kızılkaya ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Aynı koridorlarda adli ve diğer mahkumların yan yana kaldığını, bu durumun mahkumların görüşlerinden dolayı çok büyük problemlere neden olabileceğini; Pandemi ile tecrit koşullarının daha da ağırlaştırıldığını, Pandemi ilanından sonraki ilk iki hafta içerisinde maske, dezenfektanlar ve çamaşır suyunun verildiğini ancak ilk iki haftanın ardından ayda 1 kez 1 litre sıvı sabun ve 1 litreye yakın çamaşır suyu verildiğini, dağıtılan malzemelerinin çok yetersiz olduğunu, gardiyanların önlemlerine hiçbir şekilde dikkat etmediğini, bazen koğuşlara iki gardiyanın geldiğini, bazen 25 gardiyanın aynı anda koğuşa girip bir süre durduklarını, gardiyanların maskelerinin bazen başlarında bazen de ellerinde olduğunu; revire çıkışta büyük problemler yaşandığını, hastaneye sevklerin 6-7 ayı bulduğunu, bir yıldır hastaneye sevkinin yapılamadığını, diş polikliniklerinde ağır diş problemleri çeken hastaların doktora ulaşamadığını, diş rahatsızlıkları için 5-6 ay sonra ancak revire götürüldüklerini, “diş hekimi yok, imkanlarımız yetersiz” denilerek diş tedavilerinin ertelendiğini, bazen de “dişinizi kendiniz çekin” denildiğini; kantinden alınan eşyaların bile yasak denilerek toplatıldığını örneğin çek -paslara el konulduğunu, kantinden ücret karşılığında alınan çamaşır iplerinin yasak denilerek toplatıldığını, yine kantinden alınan radyoların yasak denilerek toplatıldığını; Pandemiden önce de spor, atölye sohbet vb. faaliyetlerin yasaklandığını, geçen ay 1 saat halı sahada spor yapma imkanı tanındığını, kapalı görüşlerin bir kişiyle sınırlandırıldığını ve dakika sınırı olmasından dolayı ailelerinin gelemediğini, Pandemi başlangıcında aileyle görüntülü görüşme imkanı olacağının söyleniğini ancak görüntülü görüşme imkanından faydalandırılmadıklarını, aileler ve kendilerinin büyük sıkıntı yaşamamaları için ailelerine yakın cezaevlerine sevk istediklerini ancak taleplerinin karşılanmadığını; infazlarını tamamlanmasına çok kısa bir süre kalan mahpusların ilçe cezaevlerine sevk edilmediğini, 60 yaş ve üzerinde olan mahkumlardan H.  Ö.’in beş ayının kaldığını, B. B.’ın iki ayının kaldığını, V. K.’ın 6 ayının kaldığını ama denetimli serbestlikten faydalandırılmadıklarını, dilekçelere cevap verilmediğini; yiyeceklerin yenilemez derecede kötü olduğunu, kantin fiyatlarının pahalı olduğunu” beyan etmiştir.

Kemal Yiğit ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Koğuşta maske verilmediğini, telefon görüşlerinde maske verildiğini, hijyen malzemelerinin yetersiz olduğunu, Pandeminin başladığı ilk 2 hafta boyunca yeterli miktarda maske ve hijyen malzemelerinin verildiğini ancak sonrasında ayda bir 1 litre çamaşır suyu ve aynı ölçülerde dejenfektan verildiğini, bu miktarlarında 25 kişinin ihtiyacını karşılanmasının mümkün olmadığını, dış dünyayla tek bağlantılarının 20 dakikalık telefon görüşmesi olduğunu bunun dışında hiç kimseyle iletişim kuramadıklarını Yeni Yaşam Gazetesi başta olmak üzere süreli yayınların kendilerine ulaştırılmadığını, sadece Cumhuriyet Gazetesinin satıldığını ve TV’de sadece idarenin belirlediği kanallarının izlenebildiğini; anadili Kürtçe mektuplar yazdığını ve kendisine Kürtçe mektuplar gönderildiğini ancak mektuplarının gönderilmediğini, başvurularının ve dilekçelerini sürekli kaybettirildiğini, bu nedenle başka bir çaresi olmadığından, başvuru yapacağı dilekçeleri ve mektuplarının tamamının kamera önünde yaptığını; işkence yapan görevlilerin ödüllendirildiğini; kurumlara ve idarelere yaptığı başvuruların gönderilmediğini, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna ve partilerin grup başkanvekillerine gönderdiği dilekçelerin hiçbir şekilde ulaştırılmadığını, başvurularından sonra tebliğ kağıdını istediğini ancak verilmediğini; işkencelerden dolayı akciğerlerinin söndüğünü ve kaburgalarının kırıldığını, bu nedenle sık sık acılar çektiğini, Şanlıurfa Kapalı Cezaevinden 7 Ocak 2019 tarihinde yedi mahkumla birlikte Sivas’a götürüldüklerini o tarihte kendisinin süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olduğunu, cezaevinden sevk edilirken sağlık raporu alamadığını, apar topar ring aracına bindirilerek Sivas’a doğru yola çıktıklarını ancak kendisine açlık grevi iaşelerinin verilmediğini, Sivas’ta sadece kendisine tuz verildiğini, 8 Ocak 2019 tarihinde Trabzon Beşikdüzü Kapalı Cezaevine yedi mahkumla birlikte götürüldüklerini, 4 mahpusun burada bırakıldığını, Murat Bakudan ve O. C. ile birlikte Rize Kalkandere Cezaevi‘ne sevk edileceklerini öğrendiklerini ancak Trabzon Beşikdüzü Kapalı Cezaevi’nde kendisinin kayıt işlem odasına çağrıldığını, diğer iki arkadaşının koridorda tutulduğunu, odaya girer girmez gardiyanın kendisine küfür etmeye başladığını “Teröristler, sizi burada gebertmemiz lazım!” dediklerini ve kendilerini darp etmeye başladıklarını, bu sırada slogan attığını diğer iki arkadaşının da koridorda slogan atmaya başladığını, kayıt işlem odasından çıkarıldıktan sonra gözlerinin altının siyahlaştığını ve burnunun üzerinde kesik ve yırtıklar olduğunu, daha sonra koridora sürüklendiğini, kendisini getiren askere “Benim can güvenliğimden sen sorumlusun! Beni neden korumadın” diye sorduğunu, askerin de “Ben bir şey yapamam!” dediğini, kayıt işlemi odasında ve koridorda askere seslenirken yüzündeki işkence izlerinin göründüğünü, kameraların kendisini gördüğünü, daha sonra çıplak arama odasına götürüldüğünü, orada çıplak aramanın dayatıldığını, çıplak aramaya direndiği için çok ağır bir şekilde işkenceye maruz bırakıldığını, hiçbir şekilde sağlık raporu aldırılmadığını, 9 Ocak 2019’da Rize-Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi’ne getirildiğinde yine çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını, çıplak aramaya direnince de küfür etmeye başlandığını ve beş kaburgasının kırıldığını, çok ağır yaralandığını ve bu nedenle acil olarak revire götürüldüğünü, revirde de müdahale edilemeyince hastaneye kaldırıldığını, burada sağlık raporlarının eksiksiz tamamlandığını ancak çok acı çekmesine rağmen o süreçte açlık grevinde olduğu için tedaviyi kabul etmediğini, hastanede iki gün kaldığını, sağlık raporunda beş kaburgasının kırıldığını, akciğerinde sönme yaşandığını “hayati tehlike arz edecek şekilde yaralanmalar” ın olduğunu, 11 Ocak 2019 tarihinde cezaevi’ne döndüğünü ancak bu seferde acılardan dolayı hareket edemeyince de açlık grevini sonlandırdığını ve 12 Ocak 2019’da hastaneye gittiğini, iki gün kaldıktan sonra 14 Ocak 2019’da taburcu olduğunu taburcu olur olmaz 15 Ocak 2019 tarihinde Adalet Bakanlığı’na gördüğü işkencelerden dolayı soruşturma başlatılması için başvuruda bulunduğunu, 16 Ocak 2019’da gördüğü işkenceleri detaylı bir şekilde raporlaştırarak İnsan Hakları Derneği’ne gönderdiğini ancak bu başvurunun kuruma iletilmediğini daha sonra bir başvuru daha yaptığını ancak bunun da kuruma ulaştırılmadığını, sebebini sorduğunda da İnsan Hakları Derneği’ne gönderilen dilekçeler de “Yalan beyanlarda bulunduğun için bu dilekçelerin verilmedi!” denildiğini, gördüğü işkencelerden dolayı suç duyurularında bulunduğunu, 19.04.2019 tarihinde Adalet Bakanlığı’nın kendisine tebligatta bulunduğunu, tebligatta gördüğü işkencelerden dolayı Adalet Bakanlığı’nın konu hakkında soruşturma başlatılması için Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, Rize Cumhuriyet Başsavcılığı ve Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunduğunu, Adalet Bakanlığı’nın tebligatı geldikten sonra ifadesinin alındığını, soruşturmalara ilişkin onlarca başvuruda bulunduğunu, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyayı yetkisizlikle Vakfıkebir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiğini ancak Adalet Bakanlığının tebligat üzerine dosyanın Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nda da açıldığını hatta Trabzon’da iki soruşturma kaydının olduğunu” beyan etmiştir.

N. B. ile yapılan görüşmede sağlık sorunlarını aktarmıştır. “Kalp ritim bozukluğu tedavisi gördüğünü, nabzının 180’e çıktığını, 2016’dan beri cezaevinde tutulduğunu, Atriel Fibleirason hastalığının olduğunu, yüksek nabız ve ritim bozukluğunun uzun zaman gerekli tedavi uygulanamaz ise kalp büyümesi, kalp yetmezliği ve beyne pıhtı atmasından kaynaklanan felç oluşumuna neden olduğunu, Coumadin adında ilaç kullandığını, hastalığı ve kullandığı ilaçlar nedeniyle 15 günde bir test yaptırmak zorunda olduğunu, Şubat ayından beri test yapamadığını, bu durumun beyin kanamasına neden olacağını en son 2 hafta önce test yaptırdığını, değerlerinin çok fazla yükseldiğini, normalde 2,5 – 3,5 arasında olması gerekirken 5,5’a yükseldiğini, 2 hafta önce lavabodayken yerlerin kaygan olmasından dolayı düşerek kafasını yere vurduğunu, bu nedenle hastaneye gittiğini ve hastanede test yaptırdığını, periyodik olarak tedavilerinin zorunlu olduğunu ancak Pandemi nedeniyle bunun takip edilemeyeceğini, 15 günde bir test yapmak zorunda iken cezaevine döndüğünde 15 gün karantinada kalmak zorunda olduğunu, karantina koğuşundan çıkar çıkmaz yine hastaneye gittiğini, en son iki hafta önceki testten sonra karantina koğuşunda tutulduğunu, karantina koğuşunun çok kirli ve hijyenden uzak olduğunu, karantina koğuşunda bir kişiye yetecek yatak olmasından dolayı diğer arkadaşının kendisi yüzünden yerde yattığını, Coumadin ilacı yüzünden hapiste kalmasının mümkün olmadığını, tekli ring aracıyla hastaneye götürüldüğünü, tekli ring aracından dolayı çok büyük sıkıntılar çektiğini, 15 günlük karantinadan dolayı da testlerin hapishanede  yapılmasını istediğini, cezaevindeyken hastalığı ortaya çıktığı ilk günlerde kendisine zatürre teşhisi koyulduğunu, bu yanlış teşhis yüzünden çok fazla serum verildiğini, verilen antibiyotik takviyeleri yüzünden böbreklerinin kalıcı hasar gördüğünü, daha sonra kalp sorunu olduğunun ortaya çıktığını, Pandemi önlemlerine ilişkin çok büyük ihmaller olduğunu, odada maske olmadığını, telefona çıkarken de maske verilmediğini, ara sıra maske verildiğini; koğuşların çok kalabalık olduğunu, L tipi koğuşlarda en fazla 14 kişinin kalması gerekirken sayının 38’e kadar çıktığını, şu an 28 kişiyle beraber aynı koğuşta olduğunu, geçtiğimiz ay içerisinde koğuştaki 28 kişinin tamamının Corona olduğunu, karantina süresince kendilerine hiçbir test yapılmadığını” beyan etmiştir.

Şahin Yiğit ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Pandemi sürecinde tecrit koşullarının ağırlaştığını; sağlık açısından önlemlerinin uygulanmadığını, koğuşta maske verilmediğini, hijyen malzemelerinin yetersiz olduğunu, ilk 2 hafta boyunca yeterli miktarda maske ve hijyen malzemelerinin verildiğini ancak sonrasında koğuşlarda hiçbir önlemin alınmadığını; hastaneye sevklerin altı ayı bulduğunu, özellikle diş polikliniklerinde doktora ulaşamadığını; dış dünyayla tek bağlantılarının 20 dakikalık telefon görüşmesi olduğunu, pandemi süresince ailelerle görüntülü görüşme imkanı tanınacağı söylense de uygulanmadığını; Kürtçe mektuplar yazdığını ve Kürtçe mektuplar gönderildiğini ancak bu mektuplarının verilmediğini, gelen diğer mektuplarında çok uzun süre idarede tutulduğunu; 10 Temmuz – 7 Eylül 2019 tarihleri arasında 59 gün boyunca dönüşümsüz olarak ölüm orucunda kaldığını, ciğerlerinde kalıcı hasarların oluştuğunu, 42 kg verdiğini;  2019 yılında arkadaşı ile  ölüm orucunda iken idarenin “Ölüm orucunu sonlandırın, sizi Elazığ’a göndereceğiz, Elazığ cezaevinde üç yıllık denetimli serbestlik ile hepiniz çıkacaksınız.” dediklerini, Elazığ’a gönderilmediğini, diğer iki mahkumun infazlarını tamamladıkları için tahliye edildiğini, şimdi Kalkandere Cezaevi’nde bulunan M. Ö. adlı mahpusun da kendisi gibi adli suçlardan dolayı 2,5 yılın kaldığını ancak 1,5 gün yıl önce siyasi suçlardan dolayı yatan mahkûmlarla birlikte kaldıklarından dolayı terör örgütü üyeliği suçuyla aynı infaz rejimine tabi tutulmaya çalışıldıklarını, siyasi suçlarının 1,5 yıl önce  infazının tamamlandığını, bu süreçte ölüm orucunda iken iki kez insan hakları Derneği’ne başvurular yaptığını, anne ve babasının hasta olduğunu, kız kardeşinin onlara baktığını, tahliyesinin ailesi içinde çok önemli olduğunu, ölüm orucundayken savcılık ve idarenin “senin sorunu halledeceğiz sen eylemi bitir” dediğini, eylemin bitirildiğini ancak bu eylemden çok uzun süre sonra henüz çok yakın zamanlarda disiplin cezalarına maruz kaldığını yasaklama cezaları verildiğini, bu cezaların faaliyetleri engelleme cezaları olduğunu ancak kendisinin üç yıldır hiçbir faaliyet yapamadığını” beyan etmiştir.

Umut Savaş Koçyiğit ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Koğuşta maske verilmediğini, sadece haftalık telefon görüşlerinde maske verildiğini, ilk 2 hafta boyunca yeterli sayılacak miktarda maske ve hijyen malzemelerinin verildiğini ancak sonrasında ayda bir 1 litre çamaşır suyu verildiğini ve aynı ölçülerde dezenfektan verildiğini, 25 kişinin ihtiyacını karşılanmada yetersiz olduğunu; Pandemi sürecinde hiç kimseyle iletişim kuramadıklarını, süreli yayınların verilmediğini, bundan sonra cezaevine süreli yayın alınmayacağını, Yeni Yaşam Gazetesi başta olmak üzere süreli yayınların kendilerine ulaştırılmadığını, sadece Cumhuriyet Gazetesinin satıldığını ve TV’de iktidar yanlısı televizyon kanallarının izlenebildiğini; hastane sevklerin altı ayı bulduğunu; bağırsak ve mide ile ilgili çok büyük rahatsızlıkları olduğunu, hastaneye sevk edilmediği için tedavisi ile ilgili hiçbir şey yapılmadığını, diyet ile bu sorunla başa çıkmaya çalıştığını; Kürtçe mektupların kendilerine /verilmediğini; kimi zaman maltada ve koridorlarda gardiyanların kendilerine “tek sıra halinde yürüyün!” arama sırasında “kollarınızı tamamen açın!” söylemlerde bulunduklarını bazen hakaret ettiklerini; herhangi bir kitapta tek bir kelimenin bile kendilerince sakıncalı olması halinde kitapların verilmediğini, bir ay önce bir kitabın içinde bir cümle alıntı olduğu için kitapların kendilerine verilmediğini; kantin fiyatlarının çok yüksek olduğunu, sarımsağın 40 TL, muzun 20 TL, pilot kalemin 5 TL olmasının kendilerini zorladığını, kantin alışverişi yapamadıklarını; yemek çeşitlerinin çok sınırlı olup haftada 2-3 kez aynı yemeklerin verildiğini, örneğin beş yıldır Karadeniz’de olmasına rağmen sadece bir kez balık yiyebildiğini; H. C.’ın ilacının verilmediğini, kalp spazmı rahatsızlığı olduğunu ancak hastaneye sevk edilemediğinden dozunun ayarlanamadığını bu nedenle tedavisinin yapılamadığını” beyan etmiştir.

A. K. ile yapılan görüşmede sağlık sorunlarını aktarmıştır. “19 Eylül 2017 tarihinde 3 yaşındaki kızı ile gözaltına alındığını, 14 gün göz altında kaldığını, gözaltında işkenceye uğradığını, çocuğunun yanında bağırıldığını, hakaret edildiğini, aşağılandığını, çocuğunun da kendisi ile birlikte emniyette bir gece geçirdiğini, 2 gün sonra çocuğun ailesi tarafından emniyetten alındığını, kızının psikolojik olarak çok etkilendiğini, kendisinin gözaltındayken kaba dayağa maruz kaldığını, ellerinin arkadan bağlı olarak dövüldüğünü, işkence gördüğünü, hastalığının şiddet ve stres ile arttığını ve gözaltında çok ilerlediğini, doktora giderken polis tarafından tehdit edildiğini ve bu yüzden doktordan darp raporu alamadığını, sürekli olarak elektrik vermekle tehdit edildiğini, savcılığa şikayette bulunduğunu ancak işlem yapılmadığını; sol gözünde %90 oranında görme kaybı, sağ gözünde %40 oranında görme kaybı olduğunu, karantinadan kaynaklı hastaneye gitmek istemediğini, cezaevinden herhangi bir şikayeti olmadığını, hastalığın tedavisinin olmadığını, kalıcı körlük olabileceğini, günde 20 tablet ilaç kullandığını; 28 kişilik koğuşta kaldığını, bağışıklık sistemi olmadığı için her hastalığı kaptığını, tüberküloz tedavisi gördüğünü, diyet yemeği verilmesi gerekirken normal yemek verildiğini;  memleketine sevk edilmek için dilekçe verdiğini, yanıt gelmediğini, koğuş arkadaşlarının yardımlarıyla kendi işini görmekte olduğunu” beyan etmiştir.

M. D. ile yapılan görüşmede durumunu aktarmıştır. “Cezaevi ile herhangi bir sıkıntılarının olmadığını, yalnızca ailesinin uzakta olmasından kaynaklı sevk talebinin kabul edilmemesinden şikayetçi olduğunu” beyan etmiştir.

C. V. ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Pandemi başladığından beri hijyen malzemelerinin çok az verildiğini, bir kez sağlık taraması yapıldığını, koğuşlarda ilaçlama yapılmadığını, çok miktarda böcek olduğunu, 28 kişilik koğuşa çay bardağı kadar sıvı sabun verildiğini; sosyal aktivitelerin haftada bir kez halı sahaya çıkmakla sınırlandırıldığını; Adalet Bakanlığınca ücretsiz dağıtılan Anayasa  Mahkemesi başvuru formlarının parayla satıldığını, mahkemeden istediği belgelerin eksik geldiğini, gelen belgelerden fotokopi parası alındığını,  cezaevi personelinin mahkumlara karşı davranışları çok sert olduğunu, en önemli sorunlarının da vermiş oldukları dilekçelerin dışarıya çıkış yapmaması olduğunu” beyan etmiştir.

M. Ş. ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Yazmış oldukları dilekçelerin cezaevinden çıkarılmadığını, haksız yere hücre cezaları aldıklarını, itiraz etmek için dilekçe yazılan dilekçelerin çıkış yapmadığını, istediği evraklar kendisini verilmediği için savunma yapamadığından itirazının reddedildiğini, bu nedenle infazının yandığını” beyan etmiştir.

M. H. E. ile yapılan görüşmede sağlık sorununu aktarmıştır. “Romatizma şikayetinin olduğunu ancak genel durumunun iyi olduğunu” beyan etmiştir.

Orhan Figan ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Hepatit-B ve aynı zamanda bel fıtığı hastalığının olduğunu, ameliyat olması gerektiğini ancak pandemi sebebiyle hastaneye sevklerin yapılmadığını, ameliyat olmak için pandeminin bitmesini beklemek zorunda kaldığını; M. E. Ö. ve M. D.’ın hastalıkları olduğunu, özellikle M. D.’da kalp rahatsızlığının olduğunu, K. A.’nın, H. C.’ın,  M. H. E.’ın, C. A.’in, K. G.’in de bir takım sağlık sorunları yaşadığını; sadece aile-arkadaş görüşleri ve sosyal aktivitelerin kendilerine moral ve motivasyon sağladığını ancak panemi gerekçesi ile tecrit koşullarının giderek arttığını, ayda bir kere aile görüşü yapılabildiğini, o da hem ailenin hem de mahpusun verdiği iki isim olması şartı taşıdığını; kişi başı 10 kitap sınırlaması getirildiğini, yeni kitap istediklerinde ellerinde olan kitaplarla takas etmek zorunda olduklarını; kurum idaresi ile görüşemediklerini, idareye sorunlara ilişkin dilekçe verdiklerini ancak ya cevap verilmediğini ya da aylar sonra cevap verdiklerini; infaz koruma memurlarının kendilerine politik yaklaştığını, görüş esnasında başka bir koğuşta olan arkadaşına sadece selam verdiği için ağır disiplin cezaları verildiğini; kurum kantininden radyo aldıklarını ancak radyoların toplatıldığını, koğuşta radyo bulunması halinde 6-7 günlük hücre cezası verildiğini; rutin aramalarda infaz koruma memurların rahatlıkla koğuşta bulunan kişileri sayabileceği halde askeri düzende tek sıraya girmelerini istediklerini, kabul etmedikleri için disiplin cezası aldıklarını, keyfi verilen disiplin cezaları nedeniyle denetimli serbestlikten yararlanmadıklarını; kurum yemeklerinin kötü olduğunu; ailelerinin gönderdiği eşyaların kantinde olduğu gerekçesiyle geri gönderildiğini, ancak kantin fiyatlarının oldukça pahalı olması sebebiyle kantinden de alış-veriş yapamadıklarını” beyan etmiştir.

Orhan Şakar ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Anadilinde aile ve arkadaşlarıyla iletişim kurmak istediğini ancak yazdığı mektuplarının ‘kurumda Kürtçe bilen tercüman yok veya adliyeye tercüme edilmesi için gönderdik’ denilerek 6 aydan uzun süre bekletildiğini, hak ihlallerine ilişkin STK’lara yazdıkları mektupların gönderilmediğini; mahkemelere dosyalarının durumu hakkında mektuplar yazdıklarını ancak cevap alamadıklarını; kurumda bulunan N. İ.’nin cezasının 1 yılın altına düştüğünü ancak dosyasının Yargıtayda olmasından kaynaklı denetimli serbestlikten yararlanamadığını; uzun yıllardır ailelerininden uzak hapishanelerde kalmaları sebebiyle defalarca sevk talebinde bulunduklarını ancak cevap dahi alamadıklarını; yasaklı olmadığı halde “kitap içerisinde geçen bir paragraftaki kelime sakıncalı bulundu” denilerek kitapların kendilerine verilmediğini, örneğin İsmail Saymaz’ın Esas Duruşta Cinayet adlı kitabında geçen bir paragrafın içinceki bir kelime gerekçe gösterilerek verilmediğini; Pandemi gerekçe gösterilerek tecritin daha da arttığını, normalde haftada 1 kere spora çıkarılırken mevcut durumda 2 yada 3 haftada bir spor faaliyetinden yararlanabildiklerini; infaz koruma memurlarının zaman zaman kurum güvenliğini tehlikeye düşürecek hiç bir davranış olmamasına rağmen tek sıralı yürü, sağda yürü şeklinde ikazlarına uymadıkları gerekçesiyle haklarında disiplin cezası verildiğini, cezalar sebebiyle AYM’ye başvuru yaptıklarını ancak henüz cevap verilmediğini” beyan etmiştir.

Hasan Mesut Çelebi ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Bir ayağında platin, diğer ayağında dezenformasyon, ayrıca iki ayağında kas erimesi olduğunu, ameliyat olması gerektiğini ancak pandemiden kaynaklı hastaneye sevkinin yapılmadığını, fizik tedavisi görmesi gerektiğini; açlık grevinden kaynaklı vücudunda tahribatlar olduğunu; cezası bir yılın altına düşenlerin ilçeye sevk edilmek istediklerini ancak engellendiğini; 29 yıldır hapishanede olduğunu, ailesinin uzak illerde yaşadığını, aile görüşü yapamadığını, Diyarbakır veya Urfa’ya sevk istediğini ancak sevk talebinin reddedildiğini; sosyal ve kültürel aktivitelerden yararlanamadıklarını” beyan etmiştir.

Seyid Narin ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Ailelerininden uzak hapishanelerde kalmaları sebebiyle zorlandığını, defalarca ailesinin bulunduğu Diyarbakır’a sevk talebinde bulunduklarını ancak cevap alamadığını, yaklaşık 1 yıldır aile ile görüşemediğini, eşinin uzun yolculuk yapmanın risk taşıdığını” beyan etmiştir.

Murat Bakudan ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “ Urfa 2 Nolu T Tipi Cezaevinden Rize L Tipi Cezaevine sevk edildiğini, sevkin 3 gün sürdüğünü, sevk sırasında açlık grevinde olmasına rağmen temel hiç bir iaşenin su dahil verilmediğini; ring aracında toplam 7 kişinin olduklarını, yolculuk sırasında bazılarının ayakta bazılarının ise oturur vaziyette olduğu, ring aracında iken nefes dahi alamadıklarını, bir nedenle hava alabilmek için kış mevsiminde oldukları halde havalandırmanın açılmasını istediklerini, sevk edilirken önce Sivas sonra Trabzon ilinde kaldıklarını, Trabzon’da infaz koruma memurları tarafından işkence gördüklerini, çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını, vücutlarının birçok yerinde özellikle de yüz kısmında ekimozlar oluştuğunu, Rize L Tipi Cezaevine getirildiklerinde yine işkence ve kötü muamele maruz kaldıklarını, darp raporu aldıklarını ve suç duyurusunda bulunduklarını; hastaneye gidiş ve gelişlerin kendileri için işkenceye dönüştüğünü, bu sebeple hastaneye ve revire gitmek istemediklerini” beyan etmiştir.

Trabzon/Beşikdüzü T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

11.11.2020 tarihinde mahpuslarla hak ihlallerine dair görüşmeler yapılmıştır.

Ferzende Çiçek ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Trabzon’a 7 Ocak 2020 tarihinde 3 mahpusla birlikte sürgün olarak getirildiğini, hapishanenin girişinde çıplak aramanın dayatıldığını, bunu kabul etmeyince işkenceler yapıldığını, kaba dayak atıldığını, sonrasında sürgün edilen 4 kişinin hücrede tutulduğunu, Ocak ayında kendilerine ayakkabılarının, kıyafetlerinin ve battaniyenin verilmediğini, 1 gün boyunca bu şekilde soğuk hücrelerde bekletildiklerini; iç posta denilen hapishane içerisinde mahkumların birbirleriyle mektuplaşmalarının yasaklandığını, bu hususta başvurular yaptığını ancak cevap alamadıklarını; anadilinde gelen mektupların 6 ay boyunca incelemede tutulduğunu; Kürtçe kitapların alınmadığını, mektuplar ve kitaplarda herhangi bir kelimenin dahi sakıncalı bulunabildiğini ve iade edildiğini; kantininden aldıkları radyoların toplatıldığını; mahpusların çoğunun 26 yıldan daha uzun süredir mahkum olduklarını, infazının tamamlanmasına az süre kaldığını bu nedenle ailelerinin yaşadığı illere yakın cezaevlerine sevk istediklerini ancak taleplerinin karşılanmadığını; pandemi sürecinin kendilerini daha fazla yıprattığını bu nedenle diğer koğuşlarla rotasyon talep ettiklerini ancak taleplerinin karşılanmadığını; kafatasında çökme olduğunu, kafasının sol tarafında şarapnel parçalarının bulunduğu, sol kulağının duymadığını, kafasındaki çökme nedeniyle baş ağrıları çektiğini, şarapnel parçaları nedeniyle Van’da tedavi gördüğünü, ancak burada herhangi bir tedavi yapılmadığını, Hepatit-B hastası olduğunu, 6 ayda bir tahlil ve kontrollerinin yapıldığını ancak karantina koğuşunda kalmak istemediğinden hastaneye sevk talep etmediğini, 2014 yılında İstanbul ATK’ya sevk edildiğini ancak “kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir” raporu verildiğini, oysa tek başına ihtiyaçlarını gideremediğini, geçen 6 yılda sağlık sorunlarının artığını bu nedenle yatmış olduğu sürede dikkate alınarak ailesine yakın cezaevine sevk edilmeyi istediğini” beyan etmiştir.

Nevzat Çapkın ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Siyasi koğuşların ayrı koridorlarda, adli koğuşlarla aynı koridorda tutulduğunu; koğuşlar arasında değişiklik taleplerinin reddedildiğini; iç postanın yasaklanması nedeniyle, diğer mahpuslardan haber alamadıklarını; cezaevine 7 Ocak 2020 tarihinde Vezir Kayar ile birlikte getirildiğini, hapishanenin girişinde çıplak aramanın dayatıldığını, kabul etmeyince işkenceler yapıldığını, işkence sonrasında ayakkabısız ve çıplak bir şekilde bekletildiklerini, gardiyanların vurmaya başlarken “vurun ama iz bırakmayın” dediklerini, işkencelere ilişkin darp raporu almak için gittiklerinde iz olmadığı için darp raporu verilmediğini, suç duyurularının sonuçsuz kaldığını; 29 yıldır cezaevinde olduğunu, infazının tamamlanmasına 2 yıl kaldığını; annesinin ve eşinin hasta olduğunu, ailesinin yaşadığı yere çok uzak olduğunu ve ailesini görmesinin imkansız olduğunu; kendisinin hipertansiyon ve kolestrol hastası olduğunu, vücudunun yıprandığını, kalan son 2 yılını ailesine yakın cezaevlerinde geçirmek istediğini, kendisi gibi mahpusların başka illerdeki cezaevlerine “sevk” talep ettiklerini, ancak taleplerinin reddedildiğini, S. Ç.nin sevk başvurusunun 3 ay önce reddedildiğini, kararın bugün tebliğ edildiğini, Pandemi sürecinin başladığı ilk zamanlarda koğuşta sayımının kamera ile yapıldığını, sonrasında günde 1 kez 5-6 kişilik gardiyan grubunun aldığını; 2-3 haftada bir kez kişi başı sadece 1 tane maske verildiğini; 4 kitap bulundurabildiklerini, süreli yayınların verilmediğini, dergi vb. süreli yayınlar almak istendiğinde de dergi adedi kadar kitaptan feragat edilmiş sayıldığını; aileler tarafından gönderilen giysi ve kıyafetlerin alınmasında sorun yaşanmadığını ancak pandemi sürecinden sonra üzerinde ve halen giymekte olduğu giysi ve kıyafetleri değiştirdikten sonra çöpe atmak zorunda olduklarını, bu giysi ve kıyafetlerin depoda tutulmadığını ve ailelere geri verilemediğini, kışlık giysilerin kendilerine ulaştığında yazlık giysileri çöpe attıklarını, yazında giysi ve kıyafetler geldiğinde mont ve hırkaların çöpe atılacağının idarece söylendiğini; revire çıkarıldıklarını hastaneye sevklerin kabul edilmediğini; revirde ilaçların yazdırılabildiğini, mahpuslardan A’nın ileri hemoroidi olduğunu, acil ameliyat edilmesi gerektiğini ancak hastaneye sevk yapılamadığı için ameliyatının yapılmadığını, ayrıca A’nın tek başına karantina odasında kalamayacığını, kendisinin de karantina odasında kalmayı göze alamadığını; kendisinin hipertansiyon ve kolestrol hastası olduğunu, pandemiden önce çok büyük acılar çektiğini deyim yerindeyse ölümden döndüğünü, pandemiden önce anestezi yapıldığını, endoskopi den sonra reflü olduğunun söylendiğini ama çok ağır acılar çektiğini, kendisine ilaçlar yazıldığını” beyan etmiştir.

Reşit Uyar ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Koğuşlar arası değişiklik taleplerinin karşılanmadığını; 26 yıldır cezaevinde bulunduğunu, 54 yaşında olduğunu, annesinin çok yaşlı olduğunu ve gelemesinden dolayı hiç görmediğini, bu nedenle Şırnak iline yakın bir cezaevine sevk talep ettiğini, başvurusunun 3 ay önce reddedildiğini, tebligatın bugün ulaştığını; Yeni Yaşam,Evrensel, Birgün gazetelerinin kendilerine verilmediğini, sosyal faaliyetler, sohbet, atölye vb. etkinliklerin yasaklandığını, yalnıza haftada 1 kez spora çıkartıldıklarını, pandemi sürecinden önce bir kez resim atölyesine gönderildiklerini; pendemi tedbirlerinin alınmadığını, maskenin ara sıra dağıtıldığını, dezenfektan verilmediğini, çamaşır suyunun 2-3 günde bir verildiğini, gardiyanların koğuşa girerken maske taktıklarını ama 10-15 kişilik gruplar halinde koğuşa girdiklerini; prostat kanseri olduğunu ve mide ülseri olduğunu, ülser nedeniyle karnında aniden ve şiddetli bir ağrı oluştuğunu, karnının sertleştiğini, ağrı çektiğini, 2 tane üst dişinin kaldığını, takma diş yapılması gerektiğini ancak diş teknikerlerin çalışmadıkları içinde hastaneye sevklerinin yapılmadığını, diş polikiniğinde diş hekiminin olmadığını” beyan etmiştir.  

Sedat Akgök ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Koğuşlar arasında değişiklik taleplerinin reddedildiğini; iç postanın yasaklandığını, bu yasağa ilişkin olarak daha önce infaz hakimliğine başvuru yapıldığını ve taleplerinin kabul edildiğini, bir süre mektup alış verişi yapıldığını, daha sonra cezaevi idare ve gözlem komisyonu kararıyla iç postanın yasaklandığını, bu sefer itirazlarının infaz hakimliğince de reddedildiğini; 46 yaşında olduğunu ve 26 yıldır cezaevinde kaldığını, vücudunun çok yıprandığını; Trabzon’a ulaşmanın çok zor olması nedeniyle aileler ve avukatlar ile görüşemediklerini, 26 yıldır annesini ve babasını, 2 yıldır da ailesinden kimseyi görmediğini, ailesinin yaşadığı şehire yakın cezaevine sevk talebinde bulunduğunu ancak taleplerinin reddedildiğini; revire çıkarıldıklarını ancak hastaneye sevklerin kabul edilmediğini, revirde ilaçların yazdırılarak alınabildiğini; M. S. D.’in epilepsi hastası olduğunu, ancak hastaneye sevkinin yapılmadığını; kendilerine gönderilen Kürtçe mektupların verilmesinin 6 ayı bulduğunu, Kürtçe mektupların gönderilmesinin yasak olduğunu, Kürtçe kitaplar için de sürekli çevirmen beklendiğinin söylendiğini, Vezir Kayar’a Kürtçe şiir kitabı gönderildiğini, kitapta bir sayfada geçen cümlede örgüt propagandası yapıldığı iddiasıyla kitabın verilmediğini, şiir kitabının çevirisi için Vezir Kayar’dan habersiz tercüman tutulduğunu ve tercüman ücreti olarak çok büyük bir ücret istendiğini; haftada 1 kez spora çıkarıldıklarını ancak spora çıkarılacak mahkum sayısının 10 ile sınırlandırıldığını, 10 kişi dışındakilerin spor hakkından feragat ettiğini, 15 kişi kaldıklarını, 10 kişinin spor yapma hakkı olduğunu söylediklerinden spor yapmayı reddettiklerini; keyfi disiplin cezaları uygulandığını, mahpusların haklarında hücre cezası olmamasına rağmen hücrede tutulduklarını, Sakip Hazman’ın 5 aydır hücrede tutulduğunu, daha önce 4 mahpusun da bu şekilde hücrede tutulduğunu” beyan etmiştir.

Abdullah Aydın ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Tecrit altında tutulduğunu, radyolarının toplatıldığını, istedikleri gazetelerinin verilmediğini, ortak alanlarının olmadığını, spora ancak 10 kişi çıkarıldıklarını koğuşta 14 kişi olduklarını ve 4 kişinin sürekli olarak içerde kaldığını, kitap konusunda sıkıntıların olduğunu 5 kitap sınırlamasını kendilerine yetmediğini” beyan etmiştir.

A. A. ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Hastaneye karantina koğuşunda kalmamak gitmediğini, bel fıtığının iyileştiğini ancak işitme kaybının devam ettiğini, tedavi olamadığını; kitap sınırlamasının 5 olmasından ve ayrıca ders kitabında 3 tane olmasından dolayı şikayetçi olduğunu” beyan etmiştir.

M. U. ile yapılan görüşmede yaşadıkları sağlık sorunlarını aktarmıştır. “Şeker hastası ve uyku apnesi olduğunu, 4 yıldır bu cezaevinde olduğunu, ilk kez uyku apnesi için hastaneye götürüldüğünü; kalp hastalığı ve aort genişlemesi çıktığını, kalp hastalığının uyku apnesi sonucu meydana geldiğini, Aort genişliğinin 44 olduğunu, 55’in ise ölüm sınırı olduğunu, ilaç tedavisine başlandığını ancak çok geç kalındığını, uyku apnesi için henüz bir tedavi başlamadığını” beyan etmiştir.

Vezir Kayar ile yapılan görüşmede yaşadıkları sağlık sorunlarını aktarmıştır. “Uzun yıllardır cezaevinde olduğunu; mektuplarının verilmediğini, faks gönderdiğinde 6 ay sonra gittiğini; Kürtçe kitapların cezaevine sokulmadığını, üç ayrı blokta aynı davadan yargılandığı arkadaşlarıyla ayrı ayrı tutulduklarını; ilk nakil olduklarında dayağa maruz kaldıklarını, çıplak aramaya zorlandıklarını; ailesine yakın bir yere sevk istediğini ancak kabul edilmediğini” beyan etmiştir.

M. B. ile yapılan görüşmede durumunu aktarmıştır. “Hangi bir şikayetinin olmadığını ancak ailesine yakın bir cezaevine sevk istediğini, yer olmadığı gerekçesiyle bunun reddedildiğini” beyan etmiştir.

Özgür Gürbüz ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “KOAH hastası olduğunu, tüberküloz geçirdiğini, akciğerinde Bronşektazi oluştuğunu bu hastalığın açlık grevine bağlı olabileceğini ve ilerlemesi durumunda ameliyat olması gerektiğini; Tekirdağ’dan Trabzon’a kendisiyle birlikte sevk edilen mahpusların işkence ve kötü muameleye uğradıklarını, yaklaşık 50 infaz koruma memuru tarafından darp edildiklerini, falakaya çekildiklerini, 7-8 aydır hapishane yönetiminin değiştiğini, yeni yönetimle birlikte kötü muamele ve işkencenin uygulanmadığını, yeni hapishane yönetimi engellemeye çalışsa da kuruma yeni alınan yeni infaz koruma memurlarının göreve başladıklarında kendilerine ideolojik yaklaştığını, kendilerinin daha sağ duyulu davrandıklarını; Sakip Hazman’a 11 aydır tecrit uygulandığını, mahpusun sağlığı hakkında hiç bilgi alamadıklarını, endişe duyduklarını; haftada bir kere spor faaliyeti dılında sosyal aktivitelerin yasaklandığını, kurum kantininden aldıkları radyoların toplatıldığını” beyan etmiştir.

İmdat Bingöl  ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Anemi ve Bronşit tanısı konulduğunu, iklim koşullarının sağlığını etkilediğini, nemli havalarda nefes almakta zorluk çektiğini, daha kuru bir havaya yere nakledilmek için başvuru yaptığını, Tekirdağ hapishanesinden Patnos hapishanesine sevk edildiğini, ancak rızası dışında nemli iklime sahip Trabzon Beşikdüzü’ne sevk edildiğini, sağlık sorunlarının hala devam ettiğini, havası kuru olan Diyarbakır, Batman, Ağrı veya Muş’ta bulunan hapishanelere sevk edilmek istediğini; Trabzon’a sevk edildiğinde kuruma girer girmez çıplak aramaya maruz bırakıldığını, çıplak aramayı kabul etmemesi üzerine infaz koruma memurlarının boğazından tutup sıkmaya başladığını, yüz bölgesinde tırnak izleri ve ekimozlar meydana geldiğini, darp raporu almak için doktora gittiğini ancak doktorun 5 metre öteden “kalk, dön” şeklinde komutlarla ayakta muayene etmeye çalıştığını, darp raporu vermediğini; kuruma ilk geldiğinde ağırlaştırılmış müebbet cezası koşullarında 96 gün boyunca tek başına tutulduğunu, şimdi 15 kişilik koğuşta kaldığını, son süreçte fiziksel işkence uygulanmadığını ancak yoğun psikolojik işkenceye maruz bırakıldığını, açlık grevinde olduğu süre zarfında hücrede tutulduğunu, geceleri gizlice kamera kaydına alındığını, mahpusların rehabiliteleri için gerekli olan sosyal aktivitelere çıkarılmadıklarını” beyan etmiştir.

S. C. A.  ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Kendisine şizofreni tanısı konulduğunu, İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edileceğini ancak pandemi sebebiyle sevkin durdurulduğunu, düzenli ilaç kullanması gerektiğini, psikolojik destek almak için kurumda bulunan psikologla görüşmek istediğini ancak görüşemediğini, ailesinin Ankara’da ikamet ettiğini, uzun süredir ailesini göremeyişinin mevcut psikolojik rahatsızlıklarını daha da derinleştirdiğini, Ankara veya çevresindeki illere sevk edilmek istediğini” beyan etmiştir.

Sakip Hazman  ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Şehmus Özsubaşı ile birlikte Kayseri’den Trabzon Beşikdüzü’ne sevk edildiklerini, 11 aydır tek başına bir odada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahsuslarla aynı koşullarda  barındırıldığını, günde sadece 1 saat ve tek başına havalandırmaya çıkarıldığını, havalandırmanın kendisinden farklı suç türünden ceza alan mahpusların kullandığı yer olduğunu, 3 ayın sonunda tekli hücrede bırakılmasına ilişkin karar istediğini ancak hiçbir kararın tebliğ edilmediğini, Trabzon Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, suç duyurusunun ardından kurum gözetim kurulunca kendisine gerekçesiz bir şekilde sadece yasa ve yönetmelik çerçevesinde mahpusun tek başına barındırmaya idarece yetkilerinin olduğunu belirten kararın verildiğini, sonrasında infaz hakimliğine itirazda bulunduğunu ve reddedildiğini, red kararını AYM’ye taşıdığını ancak AYM’nin de kısa sürede itirazını reddettiğini, 11 ay süresince hiç bir sakıncalı ve kurum güvenliğine tehlike arz edecek bir davranışının olmadığını hatta hakkında herhangi bir disiplin cezasının dahi mevcut olmadığını; her saat infaz koruma memurlarının dışarıdan odasının ışığını sesli şekilde açıp kapattığını bu durumun gece vakti dahi devam ettiğini, ışığın açıp kapama sesi sebebiyle geceleri uyumakta güçlük çektiğini bu durumun kötü muamele teşkil ettiğini; mahpusların sadece 5 kitap bulundurmasına izin verildiğini” beyan etmiştir.

Mahsun Yüksekbağ ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır.“İdrar yollarında ve bağırsaklarında yüksek miktarda iltihap olduğunu, doktor tarafından ilaç verildiğini ancak ilacın etki etmediğini, sürekli kustuğunu, kontrol için doktora gitmesi gerektiğini, pandemi sebebiyle sevkinin yapılmadığını; aynı koğuşta bulunan S. T.’nin iltihaptan kaynaklı idrarını dahi tutamayacak duruma geldiğini, hastaneye sevk edildiğini, ilaç tedavisi görmesine rağmen sağlık sorunlarının devam ettiğini, idrar ve bağırsaklarda iltihaplanmanın kurumda genel bir sorun olduğunu, aynı şikayetlere sahip başka mahpusların olduğunu; Pandemi süreci olmasına rağmen A. T., A. Ö. ile birlikte 2 mahpusun Çorum’dan Trabzon Beşikdüzü T-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildiğini ve bu mahpuslara çıplak arama dayatıldığını; infaz koruma memurlarının rutin koğuş aramalarında eldiven takmadığını, çıplak elle arama yaptıklarını, pandeminin ilk süreçlerinde dikkat edildiğini ancak sonrasında dikkat edilmediği; 7-8 ay önce yönetimin değiştiğini, yeni yönetimle birlikte işkencenin son bulduğunu; pandemi sürecinde oldukları için düzenli aralıklarla çamaşır çıkardıklarını ancak çoklu koğuş olması sebebiyle çıkan çamaşırları asacak yeterli kadar çamaşır iplerinin olmadığını, idareden istedikleri halde verilmediğini, yeni gelen mahpuslara verilen yatak kılıfı gibi malzemelerin oldukça yıpranmış olduğunu, sandalye gibi materyallerin, demir başların verilmediğini, kantinden almak zorunda kaldıklarını, ücretsiz verilmesi gereken AYM formalarının ücret karşılığı kendilerine verildiğini; oda değişimlerinin yapılmadığını, kurumda kendileriyle birlikte kalmak istemeyen mahpusların talepleri olmasına rağmen ayrı koğuşa alınmadıklarını, bu durumun zaman içinde mahpuslar arasında husumete yol açtığını, örneğin bir mahpusun kendi odasına bulunan mahpuslarla birlikte kalmak istememesi ve değişimin yapılmamasına bağlı olarak koğuşta bulunan mahpuslara fiziki olarak saldırdığını, bu durumun can güvenliklerini tehlikeye düşürdüğünü, fiziki saldırıya kadar bir çok kez oda değişim talep edilmesine rağmen kabul edilmezken fiziki saldırıdan sonra saldırıda bulunan kişinin başka bir koğuşa alındığını, oda değişim hususunda mahpuslar arasında adil davranılmadığını; kitap kotasının 4 kitaptan 5 kitaba çıktığını, hiçbir derginin verilmediğini, talep ettikleri gazetelerin bayide olmadığı gerekçesiyle verilmediğini, kurum kantininden aldıkları radyoların toplatıldığını; dışardan gönderilen/alınan Kürtçe kitapların Terörle Mücadele Şubesi tarafından incelenip kendilerine verildiğini öğrendiklerini kendilerine gönderilen kitaplar içerisinde geçen bir cümlenin sakıncalı görüldü denilerek kitapların kendilerine verilmediğini” beyan etmiştir.

Giresun/Espiye L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

12.11.2020 tarihinde mahpuslarla hak ihlallerine dair görüşmeler yapılmıştır.

Bahri Salgın ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Eylül 2019’da Giresun E Tipi Kapalı Cezaevinden, M. Emin Sosin ve İzzettin Sevilgen ile birlikte Espiye L Tipi Kapalı Cezaevine getirildiklerini, hapishane girişinde çıplak aramanın dayatıldığını, kabul etmediklerinde işkence yapıldığını, kaba dayaklardan sonra diğer 2 mahpusla birlikte ayrı ayrı 13 gün hücrede tutulduklarını, Pandemi başlangıcına kadar sürekli ayakta sayımın dayatıldığını, sayım sırasında ayakkabılarının kendileri tarafından duvara vurularak gösterilmesinin istendiğini, bu uygulamaları kabul etmedikleri için onlarca disiplin cezası aldıklarını, şuan hastaların oturarak sayım verebildikleri ancak bir kısım mahpusların hala ayakta sayıma zorlandığını; Pandemi süreciyle açık görüşlerin yasaklandığını ve kapalı görüşlerin 1 kişi ile sınırlandığını, kapalı görüş için idarenin dilekçe istediğini, dilekçelerle verilen isimlerin idare tarafından kabul edilmediğini; dış dünyayla iletişimlerinin kesilip, haber alma kaynaklarının kısıtlandığını, Yeni YaşamGazetesi başta olmak üzere süreli yayınların yasaklandığını, sadece Cumhuriyet Gazatesi’nin satıldığını, para olmadığından gazeteyi almadıklarını;  resim, atölye vb. faaliyetlerin yapılmadığını, 3-4 aydır haftada 1 kez 45 dk. spor hakkı tanındığını, geçen ay spor hakkının 15 günde bir 45 dk. olarak değiştirildiğini, ancak mevsimlerden dolayı dışarıda spor yapmanın mümkün olmadığını; yemeklerin tadının çok kötü olduğunu, diyet yapmak zorunda olan raporlu hastalara çok az yemek verildiğini, diyetli hastalara haftada 2-3 kez sadece bir patlıcan verilerek diyeti bu şekilde yorumladıklarını, hasta mahpuslara sebze ve meyve verilmediğini, sadece ayda 1 kez meyve verildiğini, yemeklerde hiç et olmadığını, Pandemi ilanında hijyen malzemelerinin yeterli şekilde verildiğini, sonrasında 2-3 ayda bir kez odaya 1 kutu sıvı sabun ve çamaşır suyu verildiğini,  pandeminin başladığı günlerde koğuşa 2 kez dezenfektan dağıtıldığını, maske ve eldivenlerin ilk defa şuan avukat görüşüne gelirken verildiğini, Kürtçe mektuplar yazdıklarını ve kendilerine Kürtçe mektuplar gönderildiğini ancak bu mektuplarının gönderilmediği ve Kürtçe mektupların verilmediğini, idareye başvurduğunu, idarenin mektupları postaya tercümanlarının olmamasını gerekçe göstererek vermediklerini, İzmir’den gönderilen bir mektubun kendilerine 6 ay sonra ulaştığını, mektup alış verişinin uzatıldığını; kitapların ilk günlerde verilmediğini bu nedenle 1 ay açlık grevinde girdiklerini, kitapların kişi başı 3 ile sınırlandığını, kendilerine gönderilen kitapların idare tarafından yasaklandığını, hakkında toplatma yasaklama kararı olmayan kitaplar hakkında idarenin yasak listesi oluşturduğunu, kitaplarını görmek için idareden izin istediklerini ve kütüphaneye gittiklerinde kitaplarının tamamının kütüphanede olduğunu ancak idarece yasaklı olduğu için kendilerine verilmediğini,  içinde “Kürt” kelimesi geçen kitapların yasak olduğunu, öykü ve romanlarda karakterleri “Kürt olan veya Kürde benzeyen” kitapların yasak olduğunu; cezaevine getirilirken yanlarındaki günlükler ve içinde felsefe, tarih ve gündelik hayata ilişkin notlar olan defterlere el konulduğunu, bunların içerisinde hiçbir siyasi cümle olmadığını ancak kendilerine defterlerinin verilmediğini; rahatsızlandıkları anda revire çıkamadıklarını, hastaneye sevk gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olamayacağını; M. T. M. adında bir mahpusun koğuşlarına getirildiğini, Türkçe ve Kürtçe bilmediğini, Arapça bilen kimsenin olmadığını, 2 aydır mahpusla kimsenin iletişime geçemediğini, el kol işaretiyle anlaşmaya çalıştıklarını, kendisini anlayabilmek için Arapça Gramer Kitabı, okuyabilmesi için Arapça kitapların getirilmesini istediklerini ancak idarenin cevap vermediğini, mahpusun kendilerini anlayabilmesi için “Kürtçe Gramer Kitabı” talep ettiklerini ancak Kürtçe olduğu için yasak olduğunun bildirildiğini; 26 yıldır cezaevinde olduğunu, vücudunun yıprandığını, kan değerlerinin çok düşük ve kansızlık hastalığı olduğunu, böbrek yetmezliği çektiğini, ilaçlarını kullanmaya çalıştığını, pandemi sürecinden kontrole gidemediğini; mahpuslardan Ramazan Eroğlu’nun psikolojik hastalıklarının olduğunu hastaneye bir an önce sevk edilmesi gerektiğini, sevk edilmemesine gerekçe olarak yargılandığı dosyada mahkemesinin devam ettiğini, mahkemenin de sürekli ertelendiğini bu nedenle ATK’ya sevk edilemeyeceğinin söylendiğini, mahpuslar tarafından yapılan başvurularda da pandemi nedeniyle sevklerin yapılamayacağı bildirildiğini ancak R. E’nin duruşmalar için sürekli Mardin’e götürüldüğünü; S. Ç.’nin çok ağır psikolojik rahatsızlıklarının olduğunun bilindiğini, bir kez intihar intihar girişiminde bulunduğunu ve  ölümden döndüğünü, özellikle intihar eğilimi olduğundan beyine elektrik uyarımı yapılarak uygulanan Elektrokonvülsif Tedavi uygulandığını, 6 ayda bir kontrole götürüldüğünü ancak ATK’ya sevk edilmediklerini, tedavi için İstanbul Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldüğünü ancak hapishanede kalamaz raporu için hiçbir şekilde sevk edilmediğini,  bu psikolojik rahatsızlığı olan mahpulara ilaç verilmediğini, ilgilenilmediğini; mahpuslardan Y. G.’in akciğer kanseri olduğunu, Samsun’a 6 ayda bir kontrole gittiğini, akciğerindeki tümörün ne kadar büyüdüğünün tespit edilerek ameliyat edilmesi gerektiğinin söylendiğini ancak 1 yıldan fazladır kontrole götürülmediği için akciğerdeki kitlenin büyüklüğünün tespit edilemediğini” beyan etmiştir.

Zübeyir İdem ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Pandemi sürecinde açık görüşlerin yasaklandığını ve kapalı görüşlerin 1 kişi ile sınırlandığını, kapalı görüş için kendilerinden dilekçe istediğini, dilekçelerle verilen isimlerin tarafından kabul edilmediğini, 2-3 ayda bir kez odaya 1 kutu sıvı sabun ve çamaşır suyu verildiğini,  pandeminin başladığı günlerde dahil koğuşa 2 kez dezenfektan dağıtıldığını, maske ve eldivenlerin ilk defa şuan avukat görüşüne gelirken verildiğini;  revire çok acil durumlarda bayılıp düştüklerinde kaldırıldıklarını, hastaneye sevk gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını, revire çıkmak için defalarca başvuru yaptıklarını ancak revire çıkış tarihlerini idarenin belirlediğini; maske ve dezenfektanların kantinde satıldığının söylendiğini ancak mahpusların hiç paralarının olmadığından kantinden hiçbir şey yazdıramadıklarını, kendisinin kantin fiyatlarını dahi bilmediğini, 25 yıldır cezaevinde olduğunu ve infazının tamamlanmasına çok az bir süre kaldığını, cezaevinin ailesine çok uzak olduğunu, ailesinden hiç kimse ile görüş yapamadığı, hiç avukat görüşüne çıkmadığını, ailesine yakın cezaevlerinden birinde sevk talep ettiklerini, ancak taleplerinin reddedildiğini; M. D.’nın kalp rahatsızlığı, şeker hastalığı ve tansiyon hastası olduğunu, ilaçlarının bittiğini ve çok zorluk çektiğini; S. Ç.’nin psikolojik rahatsızlıkları olduğunu, şuan karantina hücresinde kaldığını kendisine M. T. Ö.’in refakat ettiğini” beyan etmiştir.

M. S. ile yapılan görüşmede yaşadıkları sağlık sorunlarını aktarmıştır. “Boyun fıtığı başlangıcı olduğunu, cezaevinde girmeden önce yaralandığını, elinde ve kolunda hala saçmalar olduğunu, bu saçmaların ameliyatta çıkartılmasının tehlikeli olduğunun söylendiğini, Balıkesir cezaevinde iken hastaneye sevk edildiğini ancak ameliyat edilmediğini, çok ağrı çektiğini ağrı kesici ilaçların kırmızı reçeteli olmasından kaynaklı kendisine verilmediğini” beyan etmiştir.

M. Emin Sosin ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “28 yıldır hapishanede olduğunu, kalp, şeker ve tansiyon hastalıklarının bulunduğunu, yürümekte çok güçlük çektiğini, refakatçi olmadan kişisel temel ihtiyaçlarını dahi göremediğini, cezaevinde kalamaz raporu için ATK’ya başvurduğunu, hastaneye gidişlerde dar ve havasız ring araçlarında saatlerce elleri kelepçeli bir şekilde yolculuk ettiğini, yolculuk sırasında nefes dahi alamadığını bu sebeple rapor almak için ATK kurumuna gitmek istemediğini, tek başında kurumda kalamayacak durumda olmasına rağmen rağmen ATK’nın “kurumda kalabilir” raporu verdiğini, verilen diyet yemeklerinin yeterli besin değerine sahip olmadığını, hastaneye sevklerde karantina uygulandığını, tek başına kalamayacak durumda olmasından kaynaklı karantinada kalmak istemediğini” beyan etmiştir.

Ordu E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

12.11.2020 tarihinde mahpuslarla hak ihlallerine dair görüşmeler yapılmıştır.

Kerem Ayaz ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Haber alma haklarının engellendiğini, televizyonda yalnızca idarenin istediği kanalları izleyebildiklerini, Yeni Yaşam Gazetesi başta olmak üzere Evrensel, Birgün gazetelerini alamadıklarını, dergi gibi süreli yayınların sadece dış kantinde satılanlarla sınırlı olarak bulundurulduğunu; eski bir cezaevi olduğunda sürekli rutubet olduğunu, her zaman kirli olduğunu, hapishanede onarım ve boyamanın 2 yıldır yapılmadığını, hapishanenin fiziki yapısı itibariyle imkanların çok kısıtlı olduğunu, koğuşta haşerelerin gezdiğini, yattıkları ranzaların düşecekmiş gibi sürekli sallandığını; idarenin kendilerine revirde içinde görevlilerin bilgilerinin olduğunu bir pusulanın bulunduğunun söylediğini ancak pusulayı kendilerine göstermediklerini böyle bir olayın yaşanıp yaşanmadığını bilmediklerini, iddia nedeniyle koğuşların arandığını ancak hiçbir şeye rastlanmadığını, o hafta 13 mahkuma soruşturma açıldığını, bu duruma itiraz ettiklerinde de idarenin “kamera kayıtlarına bakacağız” denildiğini, iki mahpusun tespit amaçlı el yazılarının alınacağını ve revire götüreceklerinin söylendiğini, ancak bu iki mahkumun önce hücreye konulduklarını daha sonra sevk edildiklerini öğrendiklerini, geriye kalan bütün mahkumların bu pusulayı kimin bıraktığını bilmek istediğini, bu kişilerin bulunmasını, aksi halde soruşturmalardan dolayı pusulada ismi geçen kişilerin başına bir şey geldiğinde kendilerinin suçlu ilan edileceğini idareye bildirdiklerini, ancak idarenin bu iki mahkumun sürgününden sonra olayın üzerinde durmadığını, konu ile ilgili bütün mahkumların el yazısı örneklerinin alındığını ancak memurlardan meselenin kapandığını duyduklarını; İnsan hakları Derneği gibi kurumlara başvuru yapmak istediklerini, geçtiğimiz ay İnsan Hakları Derneği’ne başvurular yaptıklarını idarenin bu başvurular hakkında “Ordu E Tipi Kapalı Cezaevini zarara uğratacak beyanlar içerdiğinden gönderilmeyecek” dendiğini, yabancı ülke elçiliklerine başvurular ve mektuplar gönderdiklerini ancak bunlara idare tarafından el konulduğunu, gerekçe olarak da yine kuruma zarar verebilecek nitelikte yazılar ve beyanlar içerdiğinin söylendiğini; karantina odaları olarak bir hücrenin belirlendiğini ve bu hücrenin aşırı kötü, hijyenden uzak ve çok kirli olduğunu, karantina odalarında kalan kişilerin tuvalet ihtiyaçlarını burada giderdiğini, haliyle çok kötü koktuğunu, içerisinin tuvalet pislikleri ile dolu olduğunu, boyasının olmadığını, duvarlarda kan izlerinin olduğunu, yerlerde ve duvarda böceklerin gezdiğini, karantina hücresi yüzünden hasta mahkumların hastaneye sevklerini istemediğini; kantinde satılan her şeyin çok pahalı ve kullanışsız olduğunu, 100 TL’ye bir semaver aldıklarını ancak dört gün kullanabildiklerini ve semaverin paramparça olduğunu; A. K. ve C. A.’ın 5 ayı kaldığını ve başvuru yapmalarına rağmen ilçe cezaevlerine sevklerinin sağlanmadığını, idarenin kendilerine ilçede cezaevi bulunmadığı için sevk edilmediklerini söylediklerini ancak Ordu E Tipi  cezaevinin bitişiğinde  açık cezaevi olduğunu bildiklerini ancak idarenin kendilerini sevk etmek istemediklerini, cezaevlerinde çok uzun süredir tutulan mahpusların sürekli sevk talebinde bulunduklarını ancak idarenin talepleri reddettiğini;  kendisinin 18 yaşından küçükken tutuklandığını yargılama sonunda 6 yıl 7 ay ceza aldığını, çocuk olduğu için İnfaz rejimin farklı olduğunu, 1 yıl 2  ay çocuk cezaevinde olmak üzere toplamda 4 yıl 11 aydır hapishanede tutulduğunu, infazını çok önceden tamamladığını, Yargıtay’da dosyasının derdest olması nedeniyle müddetname hazırlanamadığını ve tahliye edilmediğini; Süleyman Timurtaş’ın infazının 1 yıldan daha az süre kaldığını ancak kendisi gibi Yargıtay’da kararı kesinleşmediğinden müddetnamesinim hazırlanamadığından tahliye edilemediğini; kendilerine gönderilen kitaplardan hiçbirinin verilmediğini, idarenin “depoda kalsın isterseniz alırsınız” dediğini ancak verilmediğini, keyfi olarak giysi ve kıyafetlerinin verilip-verilmeyeceğine karar verildiğini, telefon hakları kullandırılırken bazı gardiyanların kendilerine maske verildiğini, bazılarının vermediğini, spor haklarının olup olmadığına gardiyanın karar verdiğini; yazdıkları Kürtçe mektupların alınmadığını ve kendilerine gelen Kürtçe mektupların verilmediğini; TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Bakanlığı’na yazdıkları dilekçelerin gönderildiğini, ancak İnsan Hakları Derneği’ne yazdıkları mektupların cezaevine zarar verecek nitelikte beyanların mektupta yer aldığından dolayı bu mektuplara el konulduğunun kendilerine söylendiğini; diş bölümünde diş çekimi dışında herhangi bir tedavinin ve kontrolün yapılmadığını; idare tarafından 15 günde bir revire çıkarılabileceklerinin söylendiğini ancak mahkumların bir hafta önceden revire çıkmak istediklerini dilekçe ile talep etmeleri gerektiğini bir hafta öncesinden başvuru yapıp sonraki hafta revire çıkabildiklerini” beyan etmiştir.

Bengin Ataman ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Karantinada hijyenin çok kötü, çok küçük ve havasız bir odada kaldığını, kantinde olan bir malzemenin dışarıdan kabul edilmediğini;  defter, kağıt, kalem gibi özellikle kırtasiye malzemelerini kantin dışında girmesinin yasak olduğunu ve yüksek fiyatlara almak zorunda kaldıklarını; kitap alımında sıkıntılar yaşandığını; iç çamaşırı, çorap ve benzeri giysilerin dışarıdan alınamadığını, içeride ise çok pahalı olduğunu; böbrek rahatsızlığının olduğunu, sürekli taş düşürdüğünü, idrarı kanlı geldiği için hastaneye götürüldüğünü, pandemi  nedeniyle müdahale edilmediğini, dönüşte karantinaya konulduğunu, böbreğindeki taşın kırılması gerektiğini; ailesinin Şırnak’ta yaşadığı ve çok uzak olduğu için görüşemediklerinden sevk için dilekçe verdiğini ancak yanıt alamadığını” beyan etmiştir.

Hikmet Ataman ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Spor dışında herhangi bir sosyal aktivitenin olmadığını;  belinde rahatsızlıkların olduğunu; karantina odasının havasız küçük, bir yatağın zor soracağı büyüklükte olduğunu, duş, tuvalet, lavabo aynı yerde ve iç içe olduğunu ve çok pis olduğunu, döndüklerinde 14 gün karantina odasında kalacaklarından hastaneye gitmek istemediklerini; kantin fiyatlarının çok fahiş olduğunu” beyan etmiştir.

Harun Ataman ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “İnfaz koruma memurlarının pandemi sürecinin başında dikkatli davrandığını, ilerleyen süreçlerde daha az dikkat edildiğini, koğuş aramalarında memurlarının sayıya dikkat etmeden koğuşlara girdiğini; temizlik malzemelerinin yeteri kadar verilmediğini, idare tarafından hücre büyüklüğündeki odaları karantina odasına çevrildiğini ancak bu odaların hijyenik olmadığını, nefes alınamayacak kadar da dar ve basık olduğunu, bu sebeple mahpusların karantinada kalmak için hastaneye ve revire sevk edilmek istemediklerini, H. Ç. ile birlikte göz muayenesi olması gereken mahpusların olduğu ancak pandemi gerekçesiyle sevklerinin yapılmadığını; spor dışında sosyal aktivite faaliyetlerinin yasaklandığını, ayda bir kere spora çıkarıldıklarını, aileleri tarafından gönderilen kırtasiye ve giyim malzemelerinin “kantinde satılıyor” denilerek verilmediğini, kantin fiyatlarının pahalı olduğunu kantinden istedikleri eşyaların verilmesi için beklemek zorunda kaldıklarını, istedikleri sabunun gelmesini 2 ay beklediklerini; başka kuruma sevk taleplerinin kabul edilmediğini, 24-25 Ekim 2020 tarihinde kurumun revir kısmında bir kağıt yakalandığını, kağıdın içinde Bahoz ismi yazdığını ancak kurumda öyle bir kişi olmadığını, kağıdın içinde infaz koruma memurlarının isim ve adreslerinin olduğunu bu sebeple revire çıkan mahpusların kaydına bakıldığını, 17 veya 18 Ekim tarihlerinde ise hasta olmalarından kaynaklı iki mahpusun sadece revire çıktıkları için şüpheli olarak haklarında soruşturma açıldığını ve imza örneği alınacak denilerek bu kişilerin koğuştan alındığını ve başka kurumlara sevk edildiklerini, bu olay yaşanana kadar hapishane idaresi ile sorun yaşamadıklarını; A. K. ve C. A.’ın infaz sürenin 1 yıldan daha az kaldığını ancak denetimli serbestlikte yararlandırılmadıklarını” beyan etmiştir.

Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu

13.11.2020 tarihinde mahpuslarla hak ihlallerine dair görüşmeler yapılmıştır.

Engin Aydınalp ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “49 yaşında olduğunu, 28 yıldır cezaevinde olduğunu, cezaevine girmeden önce omurilik kanseri geçirdiğini, 4 kez ameliyat olduğunu, kanser dolayısıyla 3 yıl felç kaldığını, omurilik bölgesinin zarar gördüğünü, yürümekte güçlük, boyun, bel ağrısı çektiğini, özellikle gece ağrıların arttığını, kol ve bacaklarda, göğüs bölgesinde uyuşma; el, kol ve bacaklarda kuvvet kaybı  olduğunu, 10 yıldır çok zor hareket edebildiğini, Rize Devlet Hastanesinde ameliyat için gittiğinde doktorun “biz teröristlere bakmıyoruz” diyerek tedavi etmediğini, Bafra Devlet Hastanesi’nde bir doktorun kendisini tedavi ettiğini, MR çektiklerini ve 1 yıla yakındır tedavi edildiğini, vücudunda çok fazla sorun tespit ettiklerini, ameliyat edilirse bir daha ayağa kalkamayacağının söylendiğini; tüberküloz ve zatürre geçirdiğini, 6 kez akciğerlerinden ameliyat olduğunu, ciğer zarını aldıklarını, solunumda güçlük çektiğini, nefes almakta zorlandığını; hastaneye sevk edilirken kelepçeli bir şekilde tekli ring araçlarıyla götürüldüklerini hastanede de kelepçeleri çıkarmadıklarını, bu nedenle kendisi ve diğer mahkumların tedavi olamadığını; en büyük sorununun ayakları olduğunu, hareket etmekte zorluk çektiğini, infazının tamamlanmasına 1 yıl 7 ay kaldığını öncelikle infazının geri kalan kısmını ailesine yakın bir cezaevinde ve  denetimli serbestlikten faydalanarak şartlı tahliye edilmek istediğini” beyan etmiştir.

Ercan Yakut ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “Pandemi sürecinde açık görüşlerin yasaklandığını ve kapalı görüşlerin 1 kişi ile sınırlandığını, kapalı görüşlerin olduğu hafta telefon görüş hakkının kullandırılmadığını; pandemi sürecinde hiç kapalı görüş gerçekleştirmediklerini ancak yine de ayda 2 kez telefon görüş hakkının yasaklandığını; Yeni YaşamGazetesi başta olmak üzere süreli yayınların yasaklandığını, TV’de sadece yandaş TV kanallarının olduğunu, Halk TV ile Tele 1’inde yasaklandığını; idaresinin pandemi sürecinde önlem almadığını, temizlik malzemelerinin verilmediğini, maske, dezenfektan, çamaşır suyunun kantinden parayla alınabileceğinin söylendiğini; 6 kişinin çok ağır hasta olduğunu, mahpuslardan N. Ç.’in infazının tamamlanmasına 1 yıldan az bir sürenin kaldığını ve ağır hastalıkları bulunduğunu,  Ö. Ç.’in infazının tamamlanmasına 1 yıldan az bir sürenin kaldığını ve ağır hastalıkları bulunduğunu, A. H.’ın infazının tamamlanmasına 7 ayı kaldığını ve pek çok hastalığının olduğunu, Y. K.’nın infazının tamamlanmasına 1 ayı kaldığını ve pek çok hastalığının olduğunu, M. G.’in infazının tamamlanmasına 1 yıldan az bir sürenin kaldığını ve ağır hastalıkları bulunduğunu, Selahaddin Demir’in infazının tamamlanmasına 1 yıldan az bir sürenin kaldığını ve ağır hastalıkları bulunduğunu; cezaevlerinin çok uzak olması nedeniyle ailelerin ve avukatların mahpuaslarla görüşmesinin çok zor olduğunu, ailesinin ziyaret etmeye gelemediğini, mahpuslardan 25 kişinin 28 yıldır cezaevlerinde tutulduğunu bu nedenle infazının geriye kalan kısmını ailelerinin yaşadığı şehirlere yakın cezaevlerine sevk talebinde bulunduklarını ancak idare tarafından sevk taleplerinin reddedildiğini; anadilinde Kürtçe mektuplar yazdıklarını ve kendilerine Kürtçe mektuplar gönderildiğini ancak bu mektuplarının gönderilmediği ve Kürtçe mektupların verilmediğini” beyan etmiştir.

L. Y. ile yapılan görüşmede yaşadıkları hak ihlallerini aktarmıştır. “22 Eylül 2020 cezaevine girer girmez elbiselerinin çıkartırıldığını ve çırılçıplak bırakıldığını, 4 gardiyanın kendisine doğru gelerek yumruk attıklarını, ensesinden tutarak çırılçıplak halde duvara dayadıklarını, başını sürekli duvara vurduklarını revire götürdüklerinde doktora işkence gördüğünü söylediğini doktorunda kendisine “arkadaşlar sana hoş geldin demişler, bunu hoş geldin partisi gibi düşün” dediğini, doktora epilepsi hastası olduğunu, sağlık raporuna bunun geçirilmediğini, kelepçelerin olduğu yerde eziklik olduğunun raporda yer aldığını, revirden çıkar çıkmaz baş memurun odasına ters kelepçeli olarak girer girmez 10 gardiyanın etrafında toplandığını, baş memurun “sen iki yıl önce Manisa’da bir memura yumruk atmışsın” diyerek kendisine tokat attığını, 10 gardiyanın kendisini yere yatırdığını, iki gardiyanın diz kapaklarıyla sırtına bastırdığını, geride kalan diğer gardiyanların da başına ve ayağına bastırdıklarını; babasının Manisa’da iken kendisine mektup yazdığını, Gözetim Komisyonu tarafından bu mektuplara  el konulduğunu ve sistemde “terör propogandası yapıyor, olay çıkarabilir” şeklinde bir ibare olduğunu, bunun kendisine işkence sırasında hatırlatıldığını ve “burada olay çıkarırsan seni gebertiriz, gördüğümüz her yerde hesabını sorarız” dediklerini, işkenceden sonra üst katta avukat görüş odasına götürdüklerini, buraya karantina odası dediklerini, odanın içinde sadece çok küçük bir yatak bulunduğunu, odanın çok pis olduğunu, her gün revire çıkmak için dilekçeler yazdığını ancak revire çıkarılmadığını, epilepsi hastası olduğu için ilaçlarını düzenli olarak kullanmak zorunda olduğunu ancak karantina odasında iken kendisine hiçbir şey verilmediğini, odaya alındığında yazdığı hiçbir dilekçenin cezaevinden çıkarılmadığını bu konu hakkında cezaevinde savcıyla görüştüğünü savcının kendisine “senin dilekçenin elime geldi.” dediğini, Bafra Cezaevinde mahpuslar arasında ayrımcılık yapıldığını, 15 gün önce bir mahpus ile birlikte revire gittiklerini, o mahpusun hastaneye sevk edildikten iki gün sonra hastaneye götürüldüğünü ancak kendisinin bu hafta içi hastaneye sevk edildiğini ancak hastaneye ne zaman gideceğinin belli olmadığını; eşyaların hiçbirinin verilmediğini, Pandemi önlemlerine uyulmadığını, maske, dezenfektan, eldiven gibi temizlik malzemelerinin de bulunmadığını, çamaşır suyunun verilmediğini, temizlik malzemelerinin kantinde satıldığının, memurların da önlem almadıklarını; telefon hakkının kullandırıldığı hafta kapalı görüşe denk gelirse hakkından feragat etmiş sayıldığını; gözlem odası olarak tabir edilen süngerli odada ve avukat görüş odalarında işkence yapıldığını; avukat görüş odalarının karantina odası olarak belirlendiğini, karantinada olanların tuvalete çıkmak istediklerinde mahkumlara pet verildiğini, büyük tuvaletler içinde oraya yapın denildiğini ancak bu durumun da mahkuma göre değiştiğini ve bazı mahpuların cezaevi idaresinin karantina odalarında onları tuvalete götürdüklerini, onların havalandırmadan faydalandığını ancak diğer mahpusların karantina odasından çıkmasının mümkün olmadığını; havanın soğuk olmasından dolayı patik ve hırka gibi elbiselerini giydiğinde yasak denilerek üzerinden çıkartıldığını ancak koğuşa girdiğinde herkesin üzerinde hırka ve patik gördüğünü; çok yakın bir zamanda cezaevinden gönderilen bir mahpusun jiletle ve bıçakla birkaç kişinin yüzünü kestiğini; hapishane girişinde işkence gören insanların idare ile mücadele etmesi halinde mahkumların iki koğuşa götürüldüğünü, bu koğuşlarda kalan mahpuslara talimat verildiğini ve buraya konulan mahpuslara bu koğuşlarda kalan mahpuslar tarafından işkence yapıldığını, A. isimsli adlı bir mahpusun, sigara içilmeyen odada kaldığını, rotasyon istediği için 15 memur tarafından ters kelepçe yapılarak dövüldüğünü, daha sonra işkence yapan iki koğuşlarından birine konulduğunu, bu koğuşlarda A. nın kolunun kırıldığını; sıcak suyun sadece 1,5 saat verildiğini, imkanı olanların parasıyla su aldığını ancak imkanı olmayanların depo suyu içtiğini ve bu suyun çok paslı bir su olduğunu; kantinde satılan bazı ürünlerin tarihinin geçtiğini; avukat görüş odalarının sadece karantina odası olarak kullanılmadığını aynı zamanada sorun çıkaran mahkumların da bu odaya konulduğunu bu odalarda işkence yapıldığını, hükümlü D. K.’nın burada işkence gördüğünü” beyan etmiştir.

A. D. ile yapılan görüşmede yaşadığı hak ihlallerini aktarmıştır.“Sol gözünde katarak olduğunu ve  %10 gördüğünü, sağ gözünün ağrımaya başladığını, göz sorunu sebebiyle revire veya hastaneye sevk edilmek istediğini ancak “2 hafta bekle” denildiğini, 2 haftada 1 defa revire çıkma izni verildiğini, mahpusların durumlarının çok aciliyet arz etmesi durumunda bu sürenin kısaltılabildiğini; bacak varislerinde büyüme olduğunu, doktorun kendisine spor yapmasını yasakladığını, varis tedavisi için krem verdiğini ancak işe yaramadığını; bel fıtığının olduğunu; E. G. adında mahpusun kulak zarının incelmesine bağlı iltihaplanmanın olduğunu, ameliyat olması gerektiğini ve hastaneye sevkinin yapıldığını, tedavi sırasında kelepçenin açılmadığı için ameliyat olmadan kuruma geri döndüğünü; karantinada kalan kişilerin tek kişi ise lavabo-tuvaleti bile olmayan küçük odalarda kaldığını, tuvaleti gelen mahpusların gardiyanları çağırarak ortak alanlarda bulunan tuvalet ve banyoyu kullanabildiklerini ancak karantinada kalan kişi sayısı 2 veya daha fazla ise içinde lavabo ve tuvaleti olan nispeten daha büyük odalarda karantina uygulandığını, hapishane idaresinin spor dahil tüm sosyal ve fiziksel aktiviteleri yasakladığını, koğuşta toplam 10-14 civarı mahpusun bulunduğunu ve bazı mahpusların sırayla grip şeklinde semptomlar gösterdiğini ve bazılarının kas ağrısı yaşadığını, kendisinin de bu semptomları gösterdiğini, semptomlar sebebiyle testi olmak istediklerini ancak idarenin test yapmadığını ve sadece 14 gün beklemelerini söylediklerini” beyan etmiştir.

Mazlum Dinç ile yapılan görüşmede yaşadığı hak ihlallerini aktarmıştır. “ Sağ elinin baş, işaret ve orta parmak olmak üzere üç parmağının eklem bölgesinden itibaren kopmuş olduğunu, Malatya’da tutuklu iken Keratokonus tanısı konulduğunu, Samsun’da ise böyle bir hastalığının olmadığını söylediklerini, göz bebeğinde küçülme olduğunu, aşırı ışıktan rahatsız olduğunu, gün ışığının dahi kendisini rahatsız ettiğini, göz ağrısından kaynaklı baş ağrısı çektiğini, bu durumun okumasını güçleştirdiğini, televizyon seyredemediğini; kaldığı koğuşta toplam 10-14 civarı mahpus olduğunu ve bazı mahpusların grip şeklinde semptomlar gösterdiğini, ateşlerinin olduğunu, bir kaç gün içinde hastalanan mahpusların ise iyileştiğini, hastalanan mahpusların pozitif olup olmadığı hakkında bilgilerinin olmadığını, bu kişilere test yapılmadığını, başka koğuşlarda pozitif olanları duyduklarını, pandemiden kaynaklı rutin koğuş aramalarının günde bir defaya düşürdüğünü, pandemi sebebiyle spor, sosyal ve kültürel aktivitelerin kaldırıldığını; mektupların geç gittiğini ve kendilerine de geç ulaştığını, bazı mektupların ise hiç ulaşmadığını, mektupların içerisinde Kürtçe veya siyasi jargon geçmesi halinde geri iade edildiğini” beyan etmiştir.

Metin Turan ile yapılan görüşmede yaşadığı sağlık sorunlarını ve hak ihlallerini aktarmıştır. “Hayata Dönüş Operasyonunde kafasına aldığı darbeler sebebiyle göz retinasının yırtıldığını, retina/sinir yırtılmasının önce sol gözünde meydana geldiğini sonrasında ise sağ gözünde oluştuğunu, sol gözünde sadece ışık gördüğünü görüntünün olmadığını, sağ gözünün ise sadece %10 gördüğünü, 2001 ve 2003 yılları arasında Cerrahpaşa hastanesinde göz merceğinden iki kere ameliyat olduğunu, sağ göz merceğinde ameliyata bağlı tahribat  oluştuğunu, 2015 yılında hastaneye sevkinin yapıldığını ve kurumda tek başına kalamaz raporu verildiğini bu sebeple 2 yıl ceza ertelemesi talebiyle ATK’ya müracat ettiğini, ATK’nın ise kol hizasında da olsa görebiliyor denilerek talebi reddettiğini, 2019 yılının Mart ayında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kontrole gittiğini, sağ gözünde organik bozulma başladığını ve raporda 2001-2003 yılında oluşan tahribatın da geçtiğini, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin kendisi hakkında süresiz cezanın ertelenmesi gerektiğine ilişkin rapor verdiğini, ayrıca psikiyatri kurulana çıkarıldığını, kurul tarafından kendisi hakkında depresif bozukluk tanısı konulduğunu, gözlerinin görmemesinden kaynaklı kişisel ihtiyaçlarını karşılayamadığını, temel ihtiyaçlarını gidermek için üçüncü kişilere bağımlı olduğunu, 2019 Ağustos ayında tekrar ATK’ya başvurduğunu, ATK’nın “raporda yer alan tıbbi tanılar her ne kadar doğru olsa da kişi tek başına hayatını idame ettirebilir” diyerek talebini reddettiğini, bu duruma ilişkin AYM’ye bireysel başvuru yaptığını; talep ettiği dergilerin önceden kendisine verildiğini şu an ise para ile satın almak zorunda kaldığını; kitap yazdığını ancak gözlerinin görmemesinden kaynaklı kurum idaresinin kararıyla bilgisayar odasını kullandığını ve yazılarını bilgisayarda büyük puntolu halde yazdığını ancak pandemi sebebiyle bilgisayar odasına çıkarılmadığını; mahpusların aileleri ile sadece kapalı görüş yapmasına izin verildiğini, haftada 2 kere toplam 20 dk olucak şekilde aileleri ile telefonda konuşabildiklerini, temizlik malzemelerinin kurum tarafından verildiğini ancak özellikle pandemi sebebiyle yetersiz olduğunu; kurumda H. K. adında epilepsi hastalığı olan bir mahpusun olduğunu ve bu sebeple düzenli ilaç kullandığını, mahpusun ayrıca yavaş yavaş hafıza kaybı yaşamaya başladığını” beyan etmiştir.

B. A. ile yapılan görüşmede yaşadığı sağlık sorunlarını aktarmıştır. “ Uzun yıllardır psikolojik rahatsızlıklarının olduğunu, ayrı tarihlerde dört hastanede yattığını, psikolojik rahatsızlıklarının devam ettiğini, kendisine bipolar duygu durum bozukluğu tanısı konulduğunu, ayrıca guatr hastası olduğunu, Ordu Cezaevinde kaldığı süre içerisinde ruhsal bunalım yaşadığını, idare tarafından tek başına tutulduğunu ancak psikiyatri doktorunun “intihara eğilimi olması sebebiyle tek başına odada kalamaz” raporu vermesi üzerine  Ordu’dan Bafra T Tipi Kapalı Cezaevine sevk edildiğini, düzenli olarak kırmızı reçeteli ilaçlar aldığını, 3 ayda 1 olmak üzere kan tahlili yapıldığını ve tahlil sonuçlarına göre verilen ilaçların değiştirildiğini; ailesinden hiç kimse ile görüş yapamadığı, hiç avukat görüşüne çıkmadığını,  ailesinin Ağrı’da yaşaması ve görüşe ekonomik ve yaşlı olmaları sebebiyle gelemediğini, ailesi ile görüşememesinin hastalığını daha da kötüleştirdiğini, bu sebeple ailesine yakın bir kuruma sevk edilmek istediğini” beyan etmiştir.

O. O. ile yapılan görüşmede yaşadığı sağlık sorunlarını aktarmıştır. “ Kurumda tek başına barındırıldığını, zaman zaman tansiyon sorunu yaşadığını, astım hastası olduğunu, bağırsak düğümlenmesine bağlı olarak bağırsaklarında yırtılma olduğunu, ameliyatta bağırsaklarını yerine koyduklarını, 4 ay boyunca torba ile gezdiğini, 2016 yılında göbek fıtığı ameliyatı olduğunu, durumunun iyi olduğunu ancak idrarından açık renkte kan geldiğini, doktorların kan gelmesini hemoroid hastalığına bağladığını, 2 sene önce başarısı şikayetiyle hastaneye gittiğini, kendisine sol sinüslerinde 1 mm büyüklüğünde kist olduğu ayrıca beyninde de leke olduğunun söylendiğini, leke için MR çekilmesi gerektini, 6 ay önce randevu verildiğini ancak pandemi sebebiyle gidemediğini, psikolojik rahatsızlığının bulunduğunu, düzenli ağır psikolojik ilaçlar kullandığını, doktorun her ay kullandığı psikolojik ilaçlarını değiştirdiğini ancak her ilaç değişiminde ruh gibi olduğunu” beyan etmiştir.

  • SONUÇ VE ÖNERİLER

Ulusal ve uluslararası insan hakları hukukunda; mahpusların hakları ile ilgili oldukça gelişmiş standartlar olmasına karşın mahpuslar ilgili hakları ve düzenlemeleri doğrudan kullanamamakta, tutuldukları yerlerde bulunan yetkililer aracılığı kullanabilmektedir. Yetkililer, hapishane müdürleri, kaynağını uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasa’dan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yapmaktadır. Bu durum mahpuslarda, ailelerinde, avukatlarında ve insan hakları örgütlerinde hapishane sistemine ilişkin ciddi güvensizlikler oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bu saptamalar, hapis cezalarının infazında özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ve gerek hapishanenin fiziksel koşulları ve gerekse uygulanan rejimin, çekilmekte olan cezanın şiddetini daha da arttırdığını göstermektedir. Mahpusluğun bu “ağırlaştırılmış” koşullarını etkin biçimde denetleyecek bir mekanizma bulunmamaktadır. Mahpusun avukat görüşü, arkadaş görüşü ve aile görüşlerinden mahrum bırakılması, yine dışarıyla iletişim bağı olan telefon, faks ve mektup hakkının engellenmesi gibi uygulamalar insanlık onuruna aykırı uygulamalardır. Mahpusun işkence ve onur kırıcı ceza işlemlerine maruz bırakılması demektir.

2) BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10. maddesinde açık bir şekilde “Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir” denilmektedir. Yine BM Mahpusların Islahı İçin Temel Prensiplerin 1. maddesinde; “Bütün mahpuslara doğuştan sahip oldukları insanlık onurunun ve değerin gerektirdiği saygıyla muamele yapılır” denilmektedir. Karadeniz Bölgesindeki cezaevlerinde insanlık onuruna yakışır muamele yapılmamakta ve mahpuslar şiddet, hakaret ve kötü muameleye ve hak ihlallerine maruz kalmakta, hasta olanların tedavileri aksatılmakta, iletişim ve bilgi edinme hakları engellenmektedir.

3) Mahpuslara yapılan işkence, onur kırıcı ve kötü muameleler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasaklanmıştır. Madde3: İşkence Yasağı” Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz.”

4) Yeterli ve sağlıklı beslenmek temel insan hakkıdır. Sağlık sorunları olan mahpuslar, doktorlarca reçete edilmiş yiyecekleri alma hakkına sahiptirler. Cezaevi idareleri tarafından hasta tutuklu veya hükümlülere diyete uygun yemek sağlanmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Ebedin Abi/Türkiye (B.No: 10839/09, 13/3/2018) bireysel başvurusunda hasta tutuklu veya hükümlüye diyete uygun yemek sağlanmaması ile ilgili olarak insanlık onuruyla bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

5) Hastaların havasız, kışın soğuk, yazın sıcak ringler ile hastaneye sevk edilmesi, hastane önlerinde ringler içerisinde saatlerce bekletilmesi uygulamalarına son verilmelidir. Ağır hastaların ring araçları ile değil ambulansla hastanelere sevki sağlanmalıdır. Tek kişilik ring aracı tamamen kaldırılmalıdır.

6) Hastaların revire çıkarılmaları, hastaneye sevkleri hızlandırılmalıdır. Teşhis, tedavi ve kontrollerinin uzman hekimler tarafından yapılması sağlanmalıdır.

7) Kelepçeli muayene ve tedavi yöntemi uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu uygulama nedeniyle birçok hasta mahpusun tedavisi yapılamamaktadır.

Her hasta mahpusun tıbbi etik gereği, her hastaya uygulanması gerektiği gibi, mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde sağlık hizmeti alma hakkı vardır. Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği de yayınladıkları birçok metinde, hekimlerin mahpusları muayenesi esnasında kişinin içinde bulunduğu her türlü kısıtlılığın ortadan kaldırılmasını ve kişiyi kelepçeli, yatağa bağlı ve benzeri bir durumda muayene ve tedavi etmemelerini salık vermektedir. Türk Tabipler Birliği, Aralık 1994’te konuyla ilgili yayınladığı bildirgede kelepçelerin açtırılmasını “hekimin görevi” olarak nitelendirmektedir.

Avrupa İşkencenin ve İnsanlık-dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) Genel Raporu’nda da kelepçeli olarak tedavinin uygun olmadığı vurgulanmaktadır:  “Sivil hastanenin kullanılması halinde, güvenlik düzenlemeleri konusu ortaya çıkacaktır. CPT bu bağlamda, tedavi almak üzere hastaneye gönderilen tutukluların gözetim nedenleriyle hastane yataklarına ya da diğer eşyalara fiziksel olarak bağlanmamaları gerektiğini vurgulamak ister. Güvenlik ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde karşılayacak başka yollar bulunabilir ve bulunmalıdır; bu tür hastanelerde bir gözetim biriminin oluşturulması bu çözümlerden bir tanesi olabilir.”

8) Hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmelidir. Hapishanelerin denetiminde başta meslek kuruluşları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kuruluşların yer alacakları şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

9) AİHS’in 14. maddesinde düzenlenen “Ayrımcılık Yasağı” ilkesine göre “Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

10) Hakkında yasaklama, toplatma kararı olmayan gazetelerin hapishanelere alınmasının önündeki engeller kaldırılmalı ve temini sağlanarak gazeteler mahpuslara verilmelidir. “Recep Bekik ve Diğerleri’nin” AYM’ye başvuruları (2016/12936): AYM, 27.03.2019 tarihinde ücreti ödenmiş, hakkında toplatma kararı olmayan süreli yayınların verilmemesinin Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan “ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini” karar vererek şikâyetçilere 500 TL tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

11) Ailelerinden uzakta olan mahpusların, maddi koşullar ve hastalıklar nedeniyle gelemeyen ailelerine yakın cezaevlerine nakil talepleri kabul edilmelidir. Ancak, İHD’nin belirlemelerine göre, mahpusların bu yöndeki başvuruları halen sonuçsuz kalmakta, talepler reddedilmektedir.

AİHM, Abdulkerim Avşar (19302/09) ve Abdulkerim Tekin’in (49089/12) başvurularını inceleyerek 17 Eylül 2019 tarihinde, Türkiye’deki önemli sorunlardan biriyle ilgili ihlal kararı verdi. Ailelerinden uzak cezaevlerine nakledilen mahpusların hastalık sebebiyle ya da maddi sebeplerle kendilerini görmeye gelemeyen ailelerine yakın bir cezaevine nakledilme taleplerinin başvurucuların somut koşulları dikkate alınmadan reddedilmesi, Sözleşme’nin 8. maddesi altında özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak görüldü ve başvuruculara 6.000 Euro tazminat ödenmesine hükmedildi.

12) Cezaevlerinde son dönemlerde artış gösteren işkence-darp vakalarına son verilmeli, sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma açılmalı ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

13) Mahpusların bir arada ve kalabalık koğuşlarda yaşadıkları gözönünde bulundurulduğunda hapishanelerde gerekli tedbirlerin alınmadığı zaman Covid-19 salgınının çok hızlı yayıldığı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle mahpuslara ihtşyaçları olan hijyen malzemeleri verilmeli, dışarı ile temas halinde olan görevlilerin hapishane içinde mahpsularla temas noktasında tedbirleri en iyi şekilde olması gerekmektedir.

Heyetlerimiz ve kurumumuz; hapishane rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’ne uygun şekilde, “bağımsız” ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Tüm cezaevlerinde yaşananlara, hak ihlallerine, sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığı’nı, ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.

İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu