Hasta mahpusların yaşam haklarını güvence altına alınması ile ilgili TBMM’ne sunulan dilekçe

59

Kamuoyu ile paylaşılan raporlara göre; Türkiye hapishanelerinde halen 604’ü ağır hasta olmak üzere toplam 1605 hasta mahpus bulunmaktadır ve hasta mahpusların sağlığa erişimlerinin önünde pek çok engel yer almaktadır. İnsan Hakları Derneği (İHD) 2020 verilerine göre, Türkiye’de son 17 yılda en az 3502 hasta mahpus, ağırlaşan durumlarına rağmen tahliye edilmediklerinden cezaevlerinde yaşamlarını yitirmiştir. 

Devletin “yaşatma yükümlülüğü” çerçevesinde hasta mahpusların yaşam haklarını güvence altına alacak önlemleri uygulamaya koyması ve yaşanacak olumsuzlukların önüne geçilebilmesi adına   gerekli çalışmaların yapılması amacıyla Serpil Kemalbay tarafından TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na vermiş olduğu dilekçe aşağıdadır.

TBMM İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANLIĞINA

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün resmi rakamlarına göre 28 Şubat 2021 itibarıyla
hapishanelerde Covid-19 tedbirleri kapsamında cezasının infazı durdurulan tutuklular da
dahil. toplam 276.438 tutuklu bulunduğu belirtilmektedir. Kamuoyu ile paylaşılan raporlara
göre; Türkiye hapishanelerinde halen 604’ü ağır hasta olmak üzere toplam 1605 hasta mahpus
bulunmaktadır ve hasta mahpusların sağlığa erişimlerinin önünde pek çok engel yer
almaktadır. COVİD-19 ile mücadele kapsamında alınan tedbirlerin ise hak mahrumiyetine
dönüştüğü, ağır hasta ve hasta mahpusların düzenli kontrol ve tedavilerinin bu dönemde ciddi
aksamalara uğradığı görülmektedir. Hastane ve adliyeye giden mahpusların uzun sürelerle
tecrit karantina adı verilen tecrit odalarında tutulmaları özellikle hasta ve ağır hasta mahpuslar
bakımından bu uygulama ciddi hak ihlallerini ve sorunları beraberinde getirmektedir. Kimi
durumlarda “tek başına kalamaz” ya da “cezaevinde kalamaz” raporu olan mahpuslar dahi 10
güne varan sürelerle karantinada tutulmaktadırlar. Ayrıca; aşırı kalabalık koğuşlar, revire geç
çıkarılmalar, hastane sevklerinin geç yapılması ya da hiç yapılmaması, havalandırma
hakkından yararlandırılamama, hijyenik olmayan odalar, insanın hem sağlığını hem de
psikolojisinin olumsuz yönde etkileyen tek kişilik bölmeli nakil araçlarıyla sevkler, yetersiz
beslenme, diyet yemeklerine erişememe, temiz su ve sıcak suya erişimde yaşanan sorunlar,
hapishanelerde yeterli doktor ve sağlık personeli bulundurulmaması ve yetersiz sağlık
hizmetleri hasta mahpusların durumunu daha da ağırlaştırmaktadır.
İnsan Hakları Derneği (İHD) 2020 verilerine göre, Türkiye’de son 17 yılda en az 3502 hasta
mahpus, ağırlaşan durumlarına rağmen tahliye edilmediklerinden cezaevlerinde yaşamlarını
yitirmiştir. İHD’nin açıkladığı verilerde sırf 2020 yılında tamamı kanser hastası en az 5
ağır hasta mahpus tahliyelerinden kısa bir süre sonra, 16 mahpus ağır hastalıkları nedeniyle ve
mahpuslardan 3 kişi ise hastane dönüşü kaldıkları karantina koğuşlarında yaşamını
yitirmiştir.
Türkiye’de, cezaevleri bir hapsetme ve ceza hukukunu aşacak biçimde bir cezalandırma
mekânına dönüşmüştür.
Pandemi süresince izinli sayılarak serbest bırakılmaları yönündeki talepler adli mahpuslar
yönünden kabul edilirken, politik mahpusların bu olanaktan yararlandırılmaması yönündeki

ayrımcı uygulamalar, özellikle politik mahpusların sağlık yanında yaşam haklarına ağır tehdit
oluşturmaya devam etmektedir. İnfaz sistemindeki sorunlar ve özellikle de 2005 yılında
yürürlüğe giren “5275 Sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16.
maddesinde yer alan hasta mahpusların cezalarının infazının geriye bırakılması için “toplum
güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı” önkoşulu, en temel haklardan
biri olan yaşam hakkı tehdit altındayken somut bir araştırmaya dayanmayan, keyfi
davranmalara olanak sağlayan, gardiyan ve hapishane cevabına, kolluk tarafından
oluşturularak savcılara verilen raporlar doğrultusunda karar verilmesi pek çok ihlali
beraberinde getirmektedir.
Nitekim; Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK)’in Ceza İnfaz Kurumlarında Bulunan
Tutuklu Ve Hükümlülerin Sağlık Hizmetlerine Erişimi Hakkında hazırlamış olduğu bir
İnceleme Raporunda da konuyla ilgili olarak “toplum güvenliği bakımından tehlike”
kıstasının hak kayıplarına yol açtığı zira bu konuda uygulamada yapıldığı üzere kolluk
tarafından oluşturularak savcıya verilen rapor doğrultusunda karar tesis edilmesinin hatalı
olduğu ve söz konusu kararların somut delillere dayanmadığını aksine konunun yargısal
olmaktan çıkıp tamamen kolluğun düzenleyeceği raporun sonucuna göre belirlenmesine
olanak sağlayan ayrımcı hükümler, cezaevinde bulunma gerekçesine göre mahpusların
hastalıkları sebebiyle tahliye edilmemeleri sonucunu doğuracağı ifade edilmiştir. Ölene kadar
devam edecek cezanın içinde ayrı bir ceza uygulaması niteliğinde olan infaz rejimi hakkında
AİHM Gurban ve Kaytan kararlarında “tahliye umudunun bulunmaması” nedeniyle işkence
ve kötü muamele sayıldığı gerekçesiyle ihlal kararları vermiştir. Özellikle hasta mahpusların
bu rejime göre cezalarının infazı ölümlerine sebep olmakta, tedavisi uygun sürelerde ve
koşullarda yapılmayan her hasta mahpus, her geçen gün ölüme sürüklenmektedir. Örneğin;
Bitlis E Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutukluyken kanser olan ve Adli Tıp Kurumu’nun
infazın ertelenmesi yönündeki kararına rağmen tahliye edilmeyerek ancak hastalığının son
evresinde tahliye edilen 64 yaşındaki Erdinç Tülay 4 Temmuz 2020 tarihinde yaşamını
yitirmiştir. 28 yıl cezaevinde bulunan 70 yaşındaki Mehmet Ali Çelebi, tedavisi ve iyileşmesi
imkânsız hale geldikten sonra 25 Ağustos tarihinde tahliye edilmiş ve tedavi için gittiği
hastanede kan kanserinin akciğere sıçradığının tespit edilmesi üzerine 31 Ağustos’ta yoğun
bakıma alınmış ancak 4 Eylül 2021 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
Henüz ispatlanmamış bir suç nedeniyle 26 yıldır cezaevinde tutulan ve 7 yıldır mahkeme
kararı bekleyen 83 yaşındaki hasta mahkûm Mehmet E. Özkan bugüne kadar 5 kez kalp krizi
geçirerek anjiyo olmuş; kalp, tansiyon, zehirli guatr, kemik erimesi, böbrek ve bağırsak

bozuklukları, aşırı derecede kilo kaybı, duyma-görme eksikliği, hafıza kaybı gibi birçok
sağlık sorunu yaşamaktadır. Sağlık durumu ağırlaşan Mehmet E. Özkan sadece Mayıs ayında
toplamda 6 kez hastaneye kaldırılmıştır. Hem yaşı hem de uzun süredir cezaevinin olağanüstü
koşullarında yeme, içme giyinme, banyo, tıraş, WC. vb. temel ihtiyaçlarını tek başına
gideremediği için bakıma muhtaç durumdadır. Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesi’nin
hakkında %87 vücut fonksiyon kaybının bulunduğuna dair “cezaevinde kalamaz” raporuna
rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu Cezaevinde kalabilir raporu vermiştir. Mehmet Emin
Özkan’ın yürümekte dahi zorluk çektiği, yaşı ve hastalıklarının cezaevi koşullarında arttığı
bilinmesine rağmen tahliye edilmemektedir.
Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Mesude Pehlivan Bayrampaşa Hapishanesi’nde
iken 19 Aralık cezaevleri operasyonunda koğuşa atılan kimyasalların etkisi ile bir süre sonra
mide kanserine yakalanmıştır. Mide kanseri yanında kemik tüberkülozu hastalığı ve bu
hastalıklara bağlı ciddi rahatsızlıkları olan ve yüksek kalp krizi riski bulunan Mesude
Pehlivan, hapishane koşullarında tedavisi sağlanamadığı halde 16 yıl boyunca, Bayrampaşa,
Bakırköy ve Silivri ve Gebze hapishanelerinde tutulmasının ardından, tedavi maksadı ile infaz
ertelemesi kararı verilerek tahliye edilmiş, ancak henüz tedavisi tamamlanmadan yeniden
tutuklanmıştır. Yine, 2019 yılında tutuklanan ancak 7 yaşındaki kalbi delik oğlunun durumu
göz önünde bulundurularak serbest bırakılan ve eşi de cezaevinde bulunan, 2020 yılında
maxciller sinüs teşhisi konulup kemik ve doku nakli olan ve şu anda hastalığı beynine
sıçrayan, kanser hastası olduğu halde Yargıtay tarafından cezası onanan %72 engelli Ayşe
Özdoğan “Bu şekilde cezaevinde yaşamak istemiyorum. Bu şekilde cezaevine girersem
ölürüm. Lütfen sesime ses olun.” diyerek sosyal medyada sesini duyurmaya
çalışmaktadır. Yargıtay tarafından cezası onana Ayşe Özdoğan’ın doktorunun
en son açıklaması ise kanserli hücrenin tamamen temizlenmesi durumunda dahi
fiziki fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için 4 ameliyat daha olması gerektiği
yönündedir.
Uluslararası mevzuat devletlerce özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşam hakkı
konusunda devletlere pozitif yükümlülükler yüklemiştir. Devletler özgürlüğünden yoksun
bırakılmış kişilerin sağlığa erişim hakkı konusunda özgür bireylerle eşit şartlarda bulunmasını
sağlamakla yükümlüdürler. Hasta hükümlüler için cezanın ertelenmesini mümkün kılacak
çeşitli mekanizmaların yaşama geçirilmemesi, hasta hükümlülerin cezalarını ağırlaştırılmış
şekilde infaz etmelerinin dayatılması anlamına gelmektedir. Ayrıca; hasta mahpusların
hastalık durumlarının ağırlığına değil de suç türlerine göre bir yaklaşıma maruz bırakılmaları

anayasanın eşitlik ilkesi başta olmak üzere çeşitli uluslararası anlaşmalara da aykırıdır.
Devletin “yaşatma yükümlülüğü” çerçevesinde hasta mahpusların yaşam haklarını güvence
altına alacak önlemleri uygulamaya koyması ve yaşanacak olumsuzlukların önüne
geçilebilmesi adına Komisyonunuzun gerekli çalışmaların yapılması konusunda gereğini arz
ederim.

Serpil Kemalbay

08.09.2021