(Derya Ölçener)

İnsan hakları evrensel bildirgesi madde 26:

1-Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel öğrenim aşamalarında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim, yeteneğe göre herkese eşit sağlanır.
2-Eğitim, insan kişiliğinin tam geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki etkinliklerini güçlendirmelidir.
3-Ana babalar çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir.

İnsan hakları evrensel bildirgesinde otuz ana madde ile dallanmış olan bir ağacın kökünün “eğitim” olduğu çok açıktır. Bugün eğitim sayesinde insan hakları kavramını değerlendirebiliyor, bildirge metninin içeriğini içeriğini anlayabiliyoruz. Hakların kişiler ile bağlantısını görebilmek ve kurabilmek, insan hakları üzerinde düzenleme yapmak ve genişletmek eğitim yolu ile mümkündür.
İnsan doğduğu andan itibaren eğitim ile tanışır. İlk defa tanıştığı yer aile ortamıdır. İlk eğitimi çocuğa verecek olan aile bireylerinin eğitimi bu yüzden çok önemlidir. Bu yüzden eğitim başlı başına bir idedir ve herkesin bu ideye kendi biyopsişik sınırları çerçevesinde en iyi şekilde ulaşması gerekmektedir. Bu ideye ulaşmış kişiler aileyi oluşturacak ve başta eğitim hakkının ilk muhafızları olacaklardır. Diğer yandan eğitimi meslek olarak edinmiş kişiler, eğitimin en önemli yapıtaşlarını oluşturmaktadır. Onlar eğitim hakkının sürekli koruyucuları, insan hakları evrensel bildirgesinin doğru değerlendirme ve geliştirme sağlayıcılarıdırlar. Aile içinde temel eğitim almış bir bireyin yanında getirdiği bilgi eksiklerini düzelten, sağlam bir zemin oluşturduktan sonra üzerine sarsılmaz bir bina inşa eden eğitmendir.

Eğitim bu anlamda eğitim felsefesi ile yakından ilişkilidir. Bireylere verilecek olan eğitimin nasıl olması gerektiği, hangi yöntemlerle verilmesi gerektiği üzerine düşünür. Bu bağlamda bir eğitimci, insanın bütünlüğünden hareket ile eğitim içeriğini oluşturmalıdır. Bu içerik insanın biyolojik, psikolojik, fizyolojik özelliklerini de içermelidir. Eğitmen farklı özelliklere sahip bireylerin, eğitim hakkını gözeterek onlardaki olanakları en iyi seviyeye taşımalıdır. Eğitim hakkı bu bağlamda herkes için eşittir. Kişilerin farklı fizyolojik özellikleri ve eğitim eşitliği sağlanması üzerine basit bir örnek vermek gerekirse: Sağ eli ile resim yapan veya bir enstrüman çalan bir eğitmenin, öğrencilerinden birinin solak olması sebebi ile dersten muaf tutması o öğrencinin eğitim hakkının engellenmesidir. Oysa sol elini kullan öğrenciye uygun enstrüman veya araç gereç temin edilebilir o doğrultuda eğitim verilebilir. İnsan yapısının bütünlüğünden hareket ile kişinin olanaklarını eğitim yolu ile geliştirmek, o kişinin eğitim hakkını korumaktır.

Eğitim, teknik ve teorik bilgi aktarmak haricinde yüksek değerleri ışık olarak arkasına almalıdır. Yüksek değerler bilgi ile iç içedir ve bu bilgi insanın hedefine doğru olarak yönlenmesini sağlar. İnsan hakları kavramı bu değer tipini içermelidir. Ancak bu sayede insan hakları içeriği genişletilebilir ve insan bütünlüğü ile ilişkisi kurulabilir. İnsanın ihtiyaçlarını anlamak, olanaklarını görebilmek, en yüksek varlık imkanına kavuşmasını sağlamak yine insan için en yüksek hedeftir.

İnsan hakları evrensel bildirgesi, 26. Maddesinin 2. bendine baktığımızda, insan için temel olan birçok önemli kavramı bir arada görürüz. İnsan kişiliğinin tam gelişmesi, temel özgürlüklere saygı, ırksal ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü, dostluk, barışı koruma gibi… Tüm bu kavramlar insandan bağımsız değildir. Bu kavramların içeriğini insan oluşturur. Asırlar boyu insan ilişkileri ve değerleri konusunda yapılmış tartışmalar, değerlendirmeler yerini kavramların içinde bulmuştur. İnsanlar dünya üzerinde ortak yaşamanın yolunu haklar çerçevesinde belirlemeyi başarmıştır. Tüm bu belirlenimler, tartışmalar bir düşünce faaliyeti olarak karşımıza çıkar. Felsefe tüm bu kavramları sorgulamış, bilgi konusu yapmış bu bilgi ise yerini eğitimde bulmuştur.

Tüm bilim dallarının gelişmesi, eğitim yoluyla aktarılması ile insan hakları evrensel bildirgesinin oluşmasında bağlantı vardır. Bilginin eksik veya olmadığı yerde insan haklarından söz etmek olanaksızdır. Nitekim bundan yüzyıllar önce renkli insanlar, beyaz insanlar tarafından farklı görülüyor insan olup olmadığı bile tartışma konusu olabiliyordu. Ancak biyolojinin antropolojinin gelişmesi ile bu yanlış bilgi tamamen ortadan kalktı. Yine kültürel antropoloji incelemeler sonucu farklı kültürlere ulaşıldı ve bu bilgisel verilerin sonuçları insanlara aktarıldı. Sosyal bilimler geçmiş yıllarda yaşayan toplumların yaşayış şekillerini yönetim tarzlarını inceleyerek ortaya koydu ve bugünün toplumları için bir bilinç oluşturdu. Tüm bu bulgular ve yeni çalışmalar yeni nesillere aktarılmaya devam etmektedir. Eğitmen, yeni çalışmaları takip ederek eğitim verdiği alan hangi branş olursa olsun, içinde yaşanılan çağın bilincini doğru bilgi kanalı ile eğittiği kişilere aktarmakla yükümlüdür. Eğitilen bireyler içinde yaşadıkları çağ ile geçmiş çağların bağlantısını doğru bir şekilde kurabilmeli, gelecek olan nesle içinde bulundukları çağın doğru bilgisini de katarak aktarabilecek seviyeye gelmelidir. Tüm bu bağlantıları görebilen, geçmiş ve gelecek ilişkisini kurabilen ve bunun sonucunda bir öngörü yeteneği kazanabilen birey, insan haklarından yararlanabilir ve mesleği ne olursa olsun insan haklarından erişebildiği çevreyi yararlandırabilir, bilinçlendirebilir. Ancak bilgi sahibi bir birey kendisini özgürce ifade edebilir ve insan haklarını genişletebilir.

Bütün bunlar dikkate alındığında insan haklarının kökünün eğitim olduğu açıkça görünüyor. Eğitim verenler ve bilginin bu bağlamda taşıyıcısı olan insanın bu konudaki sorumluluğu tartışmasız çok önemlidir. Bu sorumluluk toplumun, ulusun, insanlığın kaderini belirler. Eğitim özgürleştirici özellik taşımalıdır, köleleştirici olmamalıdır. Eğitim adı altında çıkar ve menfaate dayalı yapılan işler, doğru bilgi kanalı ile alt edilmelidir. Çünkü her çıkar ve menfaate dayalı iş kök olarak dogmacı bir yapıya dayanır. Fakat bu yapı yüksek insani değerleri arkasına alan bilgi karşısında erimeye mahkumdur. Bu noktada en büyük görev eğitmenlere düşmektedir. İnsan varlığına bütünü ile yaklaşmak, onun dünyada varoluş tarzını doğru anlamak ve geliştirmek eğitmenin işidir. Tüm bu özgürleştirici eğitimi çocuklarına verilmesi üzere seçmekte ailenin görevidir. Çocuk sadece anne ve babanın sahip olduğu bir birey değil toplumun bir parçasıdır.>

Kaynak. https://ihdistegitimhakkikomisyonu.wordpress.com/2020/01/12/egitim-ve-insan-haklari/