Covid-19 Pandemisi Sürecinde Ekonomik ve Sosyal Haklar Raporu

Bu rapor Ekonomik ve Sosyal Haklar Komisyonu’muz tarafından Dr. Nail Dertli ile birlikte hazırlanmıştır.

Sunum

BM ve Avrupa Konseyi’nin insan hakları ve demokrasiye dayalı bir sistem üzerinden inşa edilmesine karşın aradan geçen 72 yıllık zaman içerisinde insan haklarında aşınmanın gerçekleştiği ve insan hakları prensiplerini araçsallaştırmaya yönelik politika ve uygulamalarda artış olduğu, devam eden ekonomik krizler, silahlı çatışma ve savaş ortamlarının insan haklarını tehdit ettiği bir dönemi yaşıyoruz.  Küresel pandeminin daha da derinleştirdiği bu kriz hali, maalesef ciddi bir ekonomik kriz içerisinde bulunan Türkiye’de de tüm yoğunluğu ve ağırlığı ile yaşanmaktadır.  Siyasal iktidarın bir yönetim tekniği olarak başvurduğu belirsizlik yaratma gücü, siyasal iktidara pandemi koşullarını bir fırsata çevirme imkânı vermektedir. Pandeminin olağanüstü niteliği ile erkini daha da merkezileştirip toplum üzerindeki baskı ve kontrolünü arttırmaktadır. Pandemiyle mücadeleyi bir önleme ve koruma eylemi olarak değil de bir güvenlik sorunu olarak ele alan siyasal iktidar, böylesi durumlarda hep yaptığı üzere öncelikle insan haklarını askıya almaya yönelmiştir. Sonuç ise başta bilgi edinme hakkı, yaşam hakkı, sağlığa erişim hakkı, çalışma hakkı, eğitim hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm temel hak ve özgürlüklerin sistematik olarak ihlal edilmesi olmaktadır.

Yıllardır uygulanan borçlanmaya dayalı neoliberal ekonomi politikalarının sebep olduğu yoksullaşma, güvencesizleşme ve örgütsüzleşme, çatışma ve savaş uygulamaları ile daha da derinleşmiş ve süreklilik kazanmıştır. Covid-19 pandemisi ile birlikte bu tablo daha vahim bir görünüm kazanmıştır. Bugün ülkede hem biyolojik hem de sosyal yaşamını sürdürülebilmesi için pandemi koşullarında çalışmak zorunda olan milyonlarca kişi bulunmaktadır. Evlerde kalma şansına sahip olmayan, şantiyelerde, fabrikalarda, ev işlerinde, marketlerde veya kendi küçük işyerlerinde yeterli önlemlerin alınmadığı koşullarda çalışmak zorunda kalan/bırakılan bu kişilerin maruz kaldığı hak ihlalleri büyük bir çeşitlilik göstermektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 72. yılı olan 2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisinin yol açtığı siyasal, sosyal, ekonomik temelli küresel kriz, uzun yıllardır insan hak ve özgürlükleri alanında faaliyette bulunan İnsan Hakları Derneği’ne de çalışma hakkı, yoksulluk ve işsizlik temelli yoğun bir başvuru yapılmasına neden olmuştur. Bu raporda İHD’ye yapılan bu başvurulardan hareketle, pandemi sürecinin işsizlik, yoksulluk ve çalışma hakkı gibi ekonomik ve sosyal haklara etkilerinin genel bir değerlendirilmesi yapılmış ve mevcut olumsuz durumun ortadan kaldırılması için derneğimizin önerileri insan hakları perspektifinden sunulmuştur.

  • İnsan Hakları Derneği olarak kuruluşundan itibaren haklar arasında bir ayrım gözetmedik. Hak kavramının öznesi birey ya da gruplardır. İHD’nin haklar arasında öncelik belirleme gibi bir düşüncesi olmamıştır. Hak mağduru birey veya grubun mağduriyeti nedeniyle İHD’ye başvurusu temel alınmıştır. Kim hangi konuda bir mağduriyet yaşamışsa o konuda İHD’ye başvuru yapmıştır. Dolayısıyla İHD’nin hak alanlarıyla ilgili çalışmasını belirleyen; mağdur başvuruları, ihlallerin yoğunlaştığı alan ile ülkedeki hukuki, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alandaki yasal, anayasal düzeydeki hak ihlalleri olmuştur. Kısacası sistemin yarattığı mağduriyetler, insan hakları ihlalleri İHD’nin raporlarının hazırlanmasında belirleyici olmuştur.
  • Derneğimize yapılan ihlal başvurularında dönemsel olarak farklılıklar olmaktadır. Bazı dönemlerde yaşam hakkı ihlalleri, bazı dönemlerde işkence ve kötü muamele, toplantı ve gösteri hakkının kullanılmasının engellenmesi, kadınlara yönelik şiddet, keyfi gözaltı gibi ihlallerden birisi diğerlerine göre artış veya azalış seyri izleyebilmektedir. Bu durum ülkenin içinde bulunduğu duruma bağlı olmakla birlikte, temel insan hakları sorunlarının çözüme kavuşturulmaması nedeniyle birçok alandaki ihlal de sistematik hale gelmiş bulunmaktadır.
  • İHD 1994 yılından itibaren düzenli yıllık insan hakları raporları çıkarmaktadır. Şubelerimize ve genel merkezimize yapılan başvurular ile ulusal ve yerel basına yansıyan ihlallerin verilerinin toplanmasıyla raporlarımız oluşturulmaktadır.
  • Raporlarımızda uzun yıllardır ekonomik ve sosyal hak ihlalleri başlığı altında veriler de yer almaktadır. Ancak bu alandaki ihlallerin büyük çoğunluğu derneğimize başvuru yapmadığı gibi ulusal ve yerel basına da çok az bir kısmı yansımaktadır. Son yıllarda İSİG Meclisinin yayımladığı veriler ile resmi verilerin daha fazla veriye ulaşılmasını sağlamaktadır.
  • Ekonomik krizler döneminde olduğu gibi 2020 yılının Ocak-Ekim ayları arasında derneğin internet sitesi aracılığıyla ekonomik ve sosyal haklar alanında ihlal başvurularında geçmiş yıllardaki başvurulara oranla çok büyük bir artış olmuştur. Raporumuzda da belirttiğimiz pandeminin ilk üç ayı olan Mart, Nisan ve Mayıs’ta bu başvurular doruk noktasına çıkmıştır. Haziran ayı itibariyle “normale” dönüşle birlikte azalsa da Eylül ayında kısıtlamaların başlamasıyla yeniden artış trendi görülmektedir.
  • Raporda da görüldüğü gibi pandemiyle birlikte yoksulluk, işsizlik ve gelir kaybında büyük bir artış vardır. İnsanların bir kısmı temel geçim gereksinmelerini karşılayamaz hale gelmiştir.  İşsizlik dönemsel olarak on milyona kadar ulaşmıştır. Ancak çeşitli kısıtlılıklar, fiili ve yasal engeller nedeniyle işsizlerin büyük bir kısmı desteklerden/maddi yardımlardan yararlanamamıştır.
  • Yoksul ailelere ödenen desteklerin hesaplandığında aylık 135 TL gibi çok düşük bir rakam olduğu görülmektedir. Pandemi döneminde insanlar yardım talebinde bulunduğunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı “ başvurulara gerek yok, biz kime yardım edeceğimizi biliyoruz” diyerek yardım yapılacak insan kitlelerini sınırlandırma yoluna gitmiştir.  Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıtlarında olan yaklaşık 2 milyon yoksul kişinin bulunduğu ve bakanlığın ağırlıklı olarak seçim dönemleri olmak üzere bu 2 milyon kişiye yardım ettiği bilinmektedir. Pandemi döneminde de yine bakanlığın verilerine bakıldığında bu ortalama 2 milyon kişiye üç kez 1000 lira yardım yapıldığı görülmektedir. Fakat bakanlığın dikkate almadığı bir şey vardı ve o da bu süre içerisinde yaklaşık on milyon insanın işsiz kalması ve temel gereksinmelerini karşılayamamasıydı. Buna yönelik hükümetin hiçbir planının olmadığı, sadece belli koşulları yerine getirenlere kamu bankalarında düşük faizle kredi çekme hakkı tanındığı görülmektedir.  Bu krediye bile ulaşamayan milyonlarca insan olduğu görülmektedir.
  • Devlet pandemi döneminde işsizlere ve yoksullara yönelik bir iyileştirme politikası izlemeyip küçük esnafın ve ücretlilerin ödediği vergilerde herhangi bir indirim yapmazken, pandemiyi fırsat görerek yasal düzenlemelerle işverenlerin ve büyük şirketlerin milyonlarca lira borcu affedilmiş, bir kısmının da faizleri silinmiştir. Ayrıca, şirketlerin ödediği kurumlar vergisinde de indirime gidilmiştir.
  • 11.11.2020 Tarihinde TBMM’de kabul edilen 7256 Sayılı torba kanunu ile vergi ve her türlü devlet alacaklarına faizleri büyük oranda affedilip, kurumlar vergisi oranı düşürülürken, asgari ücret ve tüm ücretli çalışanların vergi dilimleri aynı kalmıştır. Ayrıca bu kanun ile kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin uygulamaları konusunda bir değişiklik yapılmamıştır. Böylece milyonlarca insan ücretsiz izin uygulaması ile günlük 39, aylık 1170 TL’ye mahkûm edilmiştir.

ÖZET

  • Uzun yıllardır insan hak ve özgürlükleri alanında faaliyette bulunan İnsan Hakları Derneği, pandemi döneminde tarihinde hiç olmadığı kadar yoğun bir şekilde ekonomik ve sosyal haklara ilişkin hak ihlali başvurularıyla karşı karşıya kalmaktadır.
  • TÜİK pandemi döneminde işsizlik oranlarında düşüş açıklasa da, işgücü piyasasındaki durum tam tersidir. Özellikle Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında işsizlikte çok büyük artış olmuştur.
  • Pandemiye karşı uygulamaya konulan ekonomik istikrar kalkanı paketinin büyük çoğunluğunu kullandırılan krediler ve borç ertelemeleri oluştururken, iş ve gelir kaybı yaşayan yurttaşlara sağlanan doğrudan gelir desteklerinin tutarı son derece düşüktür. Yurttaşlara yönelik nakdi destekler için ayrılan kaynağın azlığı, pandeminin özellikle en kırılgan gruplar üzerindeki ekonomik ve sosyal tahribatını derinleştirmektedir.
  • Pandemi nedeniyle yurttaşlara sağlanan nakdi desteklerin ana kaynağı işsizlik sigortası fonudur.
  • Katı Hak Kazanma Koşulları Nedeniyle kayıtlı çalışan işçilerin bile %36’sı kısa çalışma ödeneğinden yararlanamamıştır.
  • İşsizlik ödeneği, kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteklerinin ücretleri ikame etme oranı düşük olduğu için, çalışanların ücretlerinde ortaya çıkan kayıplar telafi edilememiştir.
  • Pandemi döneminde yoksul haneler için gıda ve temel tüketim maddelerine erişim bile çok zorlaşmıştır. Özellikle sabit giderlerini karşılamakta zorlanan haneler, elektrik-su, kira gibi sabit giderleri nedeniyle sürekli büyüyen bir borcun altında ezilmektedirler.
  • Pandeminin en fazla etkilediği kesimlerin başında kadınlar ve engelliler gelmektedir. Pandemiyle birlikte kadın yoksulluğu artmıştır. Pandemiyle birlikte kadınların hane içindeki bakım yükleri daha da artmıştır.
  • Pandemiden çok fazla etkilenmesine rağmen nakdi desteklerden yararlanamayan bir grup da esnaf ve bağımsız çalışanlardır.
  • Kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğinden yararlanan çalışanların uzun vadeli sigorta kollarına ilişkin primleri yatırılmadığı için ödenekten yararlandıkları süreler emeklilik hakkı başta olmak üzere prim gün sayısında dikkate alınmayacaktır. Bu durum özellikle güvencesiz, süreksiz işlerde çalışanların emeklilik, malullük gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanmalarını daha da zorlaştırmaktadır.
  • Sosyal devlet ilkesi gereği vatandaşlarına asgari bir yaşam düzeyi sağlamak mükellef olan devlet sorumluluğunu yerine getirememiştir. Onun yerine bu boşluğu kardeş aile kampanyası gibi kampanyalarla HDP veya askıda fatura ve benzeri uygulamalar ile CHP’li Büyükşehir Belediyeleri doldurmaya çalışmıştır.
  • Çalışanlar iş ve gelir kayıplarına karşı korunamadığı gibi, işyerlerinde de virüse karşı korunamamaktadır. Geride kalan 7,5 aylık sürede Covid-19’a bağlı en az 368 çalışan yaşamını yitirmiştir. SGK, Covid-19’un iş kazası meslek hastalığı olarak bildirilmesini engelleyerek iş cinayetlerinin kaydının tutulmasını da engellemektedir.
  • Türkiye onayladığı uluslararası sözleşmelere aykırı davranmaktadır. Bununla birlikte çok sayıda ILO sözleşmesini onaylamamış ve onayladığı bazı sözleşmelere de çekinceler koymuştur.

Raporun tamamını okumak için aşağıdaki linkten indirebilirsiniz